Bundan altı yıl önce, yani 2020 yılında yazmışım bu yazıyı…
Bu sabah internet sitelerinde yayımlanan Trakya haberlerine baktım. Doğru dürüst haber göremedim.
Haberlik konu çok ama yazan yok(!) Genç olsaydım, “Okuyan yok, yazanı…” diye devam ederdim.
Hem genç değilim hem de artık her istediğimi yazamıyorum. Gençlik deyince aklıma sosyal medyada dolaşan eski bir video geldi.
Videoda ünlü bir gazeteci ağabeyimiz haber peşinde koşarken kamerasına saldıran bir villa bekçisiyle tartışıyor, hatta kavga ediyor. Üstelik sakinliği ve kibarlığıyla tanınan bu gazeteci ağabeyimiz ağız dolusu küfürler ediyor.
İlk izlediğimde, beyefendi bir insanın kızdığı zaman ne hale gelebildiğini düşünmüştüm.
Sonra kendi kendime, “Her şey gençlikte oluyor” demiştim.Aynı olay bugün yaşansa büyük ihtimalle o ağabeyimiz aynı tepkiyi vermezdi.
Gerçi bugünün gençliği de bir başka… Ufak bir gerginlik anında olay büyüyebiliyor.
Tabii genç var, genç var. Bu işler biraz da eğitim meselesi.
Tıp fakültesinde okuyan gençlerin kavga ettiğini duydunuz mu? Duyamazsınız.
Çünkü ders çalışmaktan kavga etmeye vakitleri yoktur(!) Sadece ders çalışmak da değil tabii.
İşin içinde eğitim olunca bazı şeyler farklı oluyor. Konu açılmışken yıllar önce haber olan başka bir videodan daha söz edeyim.
Bu kez konu askerlikti. Askerlik yapanlar alt devre–üst devre meselesini bilir.
Videoda bazı üst devre askerlerin yeni gelen bir askere kötü davrandığı görüntülenmişti.
Olay, koğuştaki askerlerden birinin görüntüleri kaydedip sosyal medyada paylaşmasıyla ortaya çıkmıştı.
Paylaşılmasa belki de kimsenin haberi olmayacaktı. Görüntüler büyük tepki çekince soruşturma açılmıştı. Olmaması gereken davranışlar elbette…
Ama orası asker ocağı, ana kucağı değil. Dediğim gibi, her şey biraz da insanın kendini kontrol edebilmesinde bitiyor.
Bir genç kendini kontrol edemiyorsa önce ailesi, sonra büyükleri, sonra da devlet devreye girecek.
İşin püf noktası da burada zaten. Neyse uzatmayayım… Cep telefonları sayesinde artık hiçbir şey gizli kalmıyor.
Herkes adeta muhabir, hatta biraz da dedektif oldu. Kimi bugün benim yaptığım gibi boş işlerle, kimi ciddi meselelerle uğraşıyor.
Sonra gündem öyle hızlı değişiyor ki insan bazen gerçekten tepe sersemi oluyor.
Önemli olan bu sersemlik halini çabuk atlatabilmek. Atlatanlar gerçekleri yazmaya devam ediyor.
Geçenlerde Türk edebiyatının en büyük isimlerinden Yaşar Kemal’in ölüm yıl dönümüydü.
Bazı televizyonlarda eski söyleşileri yayınlandı. Rahmetli üstat bir konuşmasında şöyle diyordu:
“Yoksulluğu yazmayan yazar, yazar değildir.” Aradan yıllar geçti ama bu söz hâlâ güncelliğini koruyor.
Çünkü öyle ya da böyle… Önce geçim sıkıntısı ve yoksulluk. Gerisi hikâye…
Not. Tepe sersemi, aşırı yorgunluk, kafa karışıklığı, darbe alma veya birbiriyle çelişen tutarsız durumlar nedeniyle insanın kendisini aşırı sersem, şaşkın ve ne yapacağını bilemez hissetmesi durumunu ifade eden bir deyimdir. Genellikle “tepe sersemi olmak” şeklinde kullanılır