Bu yıl evlerde böcek ve karınca bolluğu yaşanıyor.
Karıncalara karşı beyaz sirke gibi öldürmeyen ama kaçıran önlemler alsak da, site yönetimleri böceklere karşı ilaçlamanın ve hijyenin şart olduğunu sık sık hatırlatıyor.
Çöplerinizi belirlenen saatler dışında kapı önüne çıkarmayın… Mutfak tezgâhında yemek artığı bırakmayın…” diye uyarılar yapılıyor.
Aslında bunlar her yaz duyduğumuz uyarılar. Ama bu yaz bir gariplik var. Karınca sayısı gözle görülür şekilde arttı. Üstelik beşinci, altıncı kat demeden duvarlara tırmanıyorlar. Sadece mutfağa değil, evin her köşesine giriyorlar.
Geçen gün yatak odasındaki komodinin üzerinde unuttuğum ilacı bile parçalamışlar. Üstelik öyle şekerleme falan da değil; ağrı kesici, iltihap giderici ve ateş düşürücü bir ilaç.
İlaçtan hoşlanan karınca olur mu demeyin… Ben de ilk görünce şaşırdım. Ama beşinci kata kadar tırmanıp ilacı bulan karıncanın azmini görünce insan ister istemez saygı duyuyor.
Sıcaklardan dolayı geceleri kapı pencere açık yatıyoruz. Sineklik var, kokusuz tablet var… Yani alınabilecek ne önlem varsa alıyoruz.
Ama dün gece bütün güvenlik önlemlerini aşan bir misafirimiz oldu. Bir cırcır böceği!
Sabaha karşı, ortalık daha yeni ağarırken başladı konser vermeye.
İlk başta sesi dışarıdan geliyor sandım. Pencereyi kapattım. Bu sefer ses daha da yükseldi.
“Eyvah,” dedim, “bizim eve taşınmış.” Odaları tek tek dolaştım. Meğer salonda konser veriyormuş.
Ben de belki çıkar diye bütün pencereleri açtım, odaların kapılarını kapattım, tekrar yatağa döndüm.
Tam uykuya dalacakken aklıma çocukluğumuzun meşhur masalı geldi… Cırcır Böceği ile Karınca.
Hani karınca bütün yaz çalışır, kış için yiyecek depolar. Cırcır böceği ise saz çalar, şarkı söyler. Kış gelince aç kalınca karıncanın kapısını çalar ve çalışmanın önemini anlatan bir ders alır.
Masal güzel… Ama doğrusu bugünlere uyarlamakta zorlanıyorum.
Elbette çalışmak çok önemli. Ama alınan ücret de önemli. İnsan açlık ya da yoksulluk sınırının altında bir gelirle geleceğe nasıl yatırım yapsın? Nasıl birikim yapsın?
Sanırım bizim çocuklar artık bu masala eskisi kadar inanmıyor.
İşte bu düşüncelerle uyuyakalmışım. Rüyamda karınca ile cırcır böceği yine karşıma çıktı.
Ama bu kez masal farklıydı. Meğer Ağustos Böceği aylaklık yapmıyormuş.
Tarlalarda çalışan insanların yorgun ruhunu dinlendiren, onlara yaşama sevinci veren bir sanatçıymış.
Önce “Yiğidim aslanım burada yatıyor…” şarkısını söyledi. Sonra benim için “Yaz gazeteci yaz…” dedi
Kapanışı “İzmir Marşı” ile yaptı. Kısacası karınca bedeni temsil ediyordu. Ağustos Böceği ise ruhu… Karınca şunu fark etti: “Ekmek karın doyurur ama şarkı, türkü yani güzel müzik insanı yaşatır.”
İşte o yüzden kış gelince kapısını çalan Ağustos Böceği’ni geri çevirmedi, sofrasında ona da yer açtı. Çünkü hayat sadece çalışmaktan ibaret değildir.
İnsanın hem ekmeğe hem de umuda ihtiyacı vardır. Çalışıp karşılığını alamayan insan daha doğrusu umudu kalmayan insan kimseyi dinlemeyip yeni umutlara yelken açar.
İşte rüyamdaki karıncalarda toplu olarak yeni umut kayığına binip kürekleri tuttular. Dünya kupasındaki Norveç taraftarları misali… Cırcır böceği davula vurdukça karıncalarda hep birlikte bağırarak küreklere asıldılar…