Yükleniyor
Tekirdağ Yükleniyor...

Hakan Türksoy – GÜLHANE PARKI’NDA

20 Temmuz 2026 Güncel
20 Tem 2026 10:32

Hakan Türksoy – GÜLHANE PARKI’NDA

Arkamdaki araçların korna çalması, el işareti yapması dikkatimi çekse de arka tarafta bir şeyler olduğunu sonradan anladım.

Emin olmak için vitrini büyük bir iş yerinin önünde manevra yaparken arkamı vitrin camına denk getirip frene bastım. İşte o zaman fren lambalarının yanmadığını gördüm.

Anlayacağınız, bir süre stop lambalarım yanmadan dolaşmışım. Arkadan gelen araçlar için çok zor bir durum bu. Herkesten özür dilerim.

Neyse… Ertesi sabah yavaş yavaş Yeni Sanayi’ye gittim. Cumartesi günü olduğu için iş yerlerinin bazıları kapalıydı.

Her zaman gittiğim ustanın dükkânında genç yardımcıları vardı. Onlar da kapatmak üzereydi.

“Fren lambalarım yanmıyor.” deyince, “Biz kapatıyoruz. Yüz metre ileride sağda Mutlu Usta var, ona göster.” dediler.

Mutlu Usta’yı buldum. Allah daha çok versin, dükkânında hem araç çoktu hem insan.

Bir boşluk bulup fren lambalarının yanmadığını söyledim. Bir bana baktı, bir aracıma…

“Biraz beklersen hallederiz.” dedi. Ben bekleyeceğimi düşünürken yardımcılarından biri aracımı dükkânın içine aldı.

Önce sigortaları kontrol etti. Ardından fren pedalının altındaki müşürü söküp yerine yenisini taktı.

Neyse… Fren lambaları yeniden yanmaya başladı. “Borcum ne?” diye sordum.

“Ustaya sorayım.” dedi. Mutlu Usta, mutlu bir şekilde “Bin lira.” dedi.

“Sizde POS makinesi var mı?” diye sordum. Yardımcısı daha “POS”un “P”sini duymadan:

“Yok.” dedi. Ben de ustanın yanına gidip: “Mutlu Usta, POS makinesi yok mu?” diye sordum.

Yüzüme bile bakmadan: “Yok.” dedi. Bu kadar iş yapan, yüksek meblağların döndüğü bir iş yerinde POS makinesi olmaz mı? Bazı özel hastanelerin ödeme konusunda çıkardığı zorluklar gibi burada da bilinçli bir tercih varsa, insanın aklına ister istemez başka ihtimaller geliyor.

Farkındaysanız, zaten zor şartlarda hayata tutunmaya çalışırken günlük hayatımızı etkileyen bu tür olaylar her geçen gün biraz daha artıyor.

Bu arada hem okullar bölgesinde hem de özel bir okulun karşısında oturuyorum. Sabahları çocuğunu okula bırakan bazı veliler, dönüşte araçlarını adeta kuyruksuz uçurtma gibi kullanıyor. Özellikle okul önlerinde kimi sürücüler manevra yaparken de ana caddeye çıkarken de etrafındakilere zor anlar yaşatıyor. Arkadaki araçların dakikalarca beklemesine sebep oluyor, bazen de küçük bir dikkatsizlik büyük bir kazaya davetiye çıkarıyor.

İşin ilginç tarafı ise, bunların çoğu verdikleri rahatsızlığın farkında bile değil. Çünkü birçoğu tecrübesiz olduğu için konuyu bilmiyor.

Öğrenecekler… Ama öğrenene kadar vay hâlimize. Ben de fren lambalarımın yanmadığını bilmiyordum.

Aradaki tek fark şu…Bana birileri korna çaldı, el işareti yaptı. Ne olduğunu kontrol edip sanayiye gittim ve arızamı giderdim.

Hayatta da böyledir. İnsan, eksiğini kabul edip düzeltmeye çalışıyorsa sorun yoktur.

Asıl tehlike, hatalı olduğu hâlde kendini kusursuz sanmak ve “ben her şeyi biliyorum.” duygusudur.

Oysa hepimiz, hayat denilen bu uzun yolda bazen fren lambası yanmayan bir araç gibiyiz. Birilerinin uyarısına kulak verirsek hem kendimizi hem başkalarını koruruz.

Vermezsek… Olan yalnız bize olmaz; kurallara uyan, hakkıyla yaşayan, vatandaşlık bilincini kaybetmemiş insanlara olur.

Hal böyle olunca aklıma Nazım Hikmet’in o unutulmaz dizelerini kendime uyarlamak geldi.

“Ben bir emekliyim Gülhane Parkı’nda…

Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.

Ne sen bunun farkındasın, ne de Mutlu Usta farkında…”