Eskiden büyüklerimiz bir genç için dua ederken, “Allah sana önce bir yuva nasip etsin.” derlerdi.
O yuvanın da en önemli şartı kendi evine sahip olmaktı.
Çünkü ev sadece dört duvar değildir. İnsanın geleceğe güvenle bakabilmesidir. Çocuğunu hangi mahallede büyüteceğini bilmesidir. Ay sonunda ev sahibi arayacak mı, kira ne kadar artacak diye hesap yapmadan yaşayabilmesidir.
(Evin yoksa Bayram arifesinde ev sahibi “iyi bayramlar” yerine “kirayı bi konuşalım” mesajı gönderir. Ne moral kalır nede bayram. Torunlarının yüzüne bakamazsın.)
Neyse, geçen gün OECD’nin açıkladığı konut sahipliği verilerine rastladım.
Listenin başında yüzde 93,5 ile Slovakya var. Ardından Romanya ve Hırvatistan geliyor. Çin, Polonya, Japonya, Litvanya, Letonya, İzlanda ve İtalya da üst sıralarda.
Türkiye ise yüzde 55,7 ile 36. sırada… Demek ki ülkemizde yaklaşık her iki kişiden biri kendi evinde otururken, diğer yarısı kirada ya da farklı konut statülerinde yaşıyor.
İşin dikkat çekici yanı ise listenin zirvesindeki ülkelerin önemli bölümünün yıllar önce “Doğu Bloku” diye küçümsenen ülkeler olması.
Elbette refah sadece ev sahipliğiyle ölçülmez. Ama bir ülkede insanların en büyük hayali ev sahibi olabilmek olmuşsa, orada konuşulması gereken yalnızca emlak fiyatları değildir.
Asıl konuşulması gereken, gelir adaletidir. Çünkü gelir adaletinin bozulduğu yerde önce orta direk çöker. Orta direk çöktüğünde zengin daha zengin olur, dar gelirli ise bırakın ev almayı, kirayı nasıl ödeyeceğini düşünmeye başlar. Hemen araya sıkıştırayım. Yakın bir zamanda Tekirdağ’a gelen Ulaştırma Bakanı hızlı trenden bahsettikten sonra “biz eskiden maaşlarımızı on gün geç alıyorduk. Çok şükür memurlarımız maaşlarını gününde alıyor” dedi.
Yaşım yetmişe dayandı… On gün geç alınan maaş günlerini hatırlayamadım ama emekli ikramiyesiyle ev alınan günleri hatırladım.
Bu şartlarda en çok da gençler kaybediyor. Eskiden çalışan bir genç, “Biraz sabredeyim, bir gün benim de bir evim olur.” diye umut ederdi. Bugün ise birçok genç peşinatı biriktirmeyi bile hayal edemiyor.
İnsanların umutlarını kaybettiği yerde sadece konut krizi yaşanmaz. Orada gelecek kaygısı başlar.
Bence bir ülkenin gerçek zenginliği gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, orta direğinin ayakta kalabilmesiyle ölçülür.
Çünkü güçlü bir orta direk varsa esnaf da kazanır, sanayici de kazanır, işçi de kazanır, emekli de nefes alır. İşte asıl korkmamız gereken, evsiz kalmak değil… Gençlerin umutlarının kiraya çıkmasıdır.
İşte bunları konuşacağımıza gereksiz konularla vakit kaybediyoruz. Temmuz ortasındayız günler çabuk geçiyor. Tekirdağ’da Ağustos’un 15’nde rüzgarlar başlar yaz biter. Arkasından hüzün ayı Eylül gelecek… Sonra kara kış.
Asgari ücretli emekli bu kışı nasıl geçirecek? Karınca olsak bedava yiyecek toplayıp bütün kış dışarı çıkmayalım.
Ama insanız… İhtiyaçlarımız var. İnsan gibi yaşamak istiyoruz hepsi bu.