İçinde yaşadığımız bu modern çağ, insanlık tarihinin belki de en gürültülü dönemini temsil ediyor. Ekranlardan, caddelerden, toplantı masalarından ve sosyal medya akışlarından üzerimize sürekli olarak kelimeler boca ediliyor. Herkesin bir fikri, herkesin anlatacak uzun bir hikayesi ve herkesin bitmek bilmeyen bir kendini ifade etme telaşı var. İşte tam da bu sağır edici kelime enflasyonunun ortasında, büyük İslam filozofu Farabi yüzyıllar öncesinden o sarsılmaz bilgeliğiyle omuzumuza dokunuyor:
“Uzun konuşanı kısa dinlemek lazım.”
İlk bakışta basit bir iletişim tavsiyesi gibi duran bu söz, aslında zamanın değerine, zihnin korunmasına ve hakikatin doğasına dair yazılmış en derin manifestolardan biridir.
Kelimelerin Ağırlığı ve Boşluğun Sesi
Farabi’nin felsefesinde hakikat, süslü kelime oyunlarına veya bitmek bilmeyen tekrarlara ihtiyaç duymaz. Gerçek, doğası gereği yalın, keskin ve yoğundur. Bir insan bir konuyu ne kadar uzun, ne kadar dolambaçlı ve ne kadar ağdalı anlatıyorsa, aslında anlattığı şeyin özünden o kadar uzaklaşıyor demektir. Çoğu zaman uzun konuşmalar; bilgi eksikliğini, derinliksizliği veya haklı çıkma hırsını örtmek için kullanılan birer kelime sisinden ibarettir.
Farabi bize, “Onları susturun” demez; çok daha ince bir strateji önerir: “Kısa dinleyin.” Yani zihninizi, o gereksiz kelime yığınının içinde boğulmaktan kurtarın. Karşınızdakinin laf kalabalığına kapılmadan, cümlenin içindeki o asıl niyeti, o cılız özü hızla süzüp alın ve geri kalan posayı zihninizin dışına itin.
Bir Filtreleme Sanatı Olarak “Kısa Dinlemek”
Bu felsefe, aslında her gün farkında olmadan veya bilinçli bir ustalıkla icra ettiğimiz bir eylemdir. 1924 yılından beri, tam 101 yıldır bu şehrin ve toplumun hafızasını tutan Tekirdağ Yeni İnan Gazetesi’nin sütunlarında her gün kelimelerin ağırlığı tartılırken yapılan şey de tam olarak budur. Topluma ulaşan haberin, yazının veya mesajın değerini belirleyen şey sayfa sayfa uzaması değil, gerçeğin o yoğunlaştırılmış ve filtrelenmiş halini sunabilmesidir. Sayısız demecin, saatler süren açıklamaların ve bilgi kirliliğinin arasından asıl manayı çekip çıkarmak, okura sadece gerçeğin özünü sunmak, felsefi anlamda “uzun konuşanı kısa dinleme” sanatının ta kendisidir.
Zamanı ve Zihni Korumak
Hayattaki en geri döndürülemez sermayemiz zamanımızdır. Birinin kendi egosunu tatmin etmek, sahneyi işgal etmek veya kafa karışıklığı yaratmak için saatlerce konuşmasına izin vermek, sadece zamanımızı değil, zihinsel enerjimizi de gasp etmesine göz yummaktır. Zihnimizi gereksiz detaylardan, dedikodulardan ve içi boş nutuklardan korumadıkça, kendi içsel düşüncelerimize, bizi biz yapan o sessiz ve derin felsefi sorgulamalara yer kalmaz.
Farabi’nin bu eşsiz tavsiyesi, sınır çizmeyi bilmektir. Günlük hayatımızda, iş yerimizde veya çevremizde bitmek bilmeyen tiratlara maruz kaldığımızda, nezaketi elden bırakmadan ama zihnimizi de teslim etmeden o görünmez filtreyi devreye sokmalıyız.
Nihayetinde, söyleyecek gerçekten değerli bir sözü olanlar, onu en az kelimeyle en derin şekilde ifade etmeyi bilenlerdir. Çünkü bilgelik, ne kadar çok konuştuğunuzda değil; az kelimeyle ne kadar büyük bir dünyayı aydınlatabildiğinizde gizlidir.