Yükleniyor
Tekirdağ Yükleniyor...

BİLGİNİN ÖLÜMÜ, FİKRİN GÜRÜLTÜSÜ: ULUS BAKER VE “KANAAT TOPLUMU”-ERAY ANCER

18 Temmuz 2026 Köşe Yazıları
18 Tem 2026 09:34

BİLGİNİN ÖLÜMÜ, FİKRİN GÜRÜLTÜSÜ: ULUS BAKER VE “KANAAT TOPLUMU”-ERAY ANCER

İçinde yaşadığımız çağın en yorucu, en tüketici yanı sadece hız veya bitmek bilmeyen mesailer değil; her saniye maruz kaldığımız o sağır edici “fikir” gürültüsüdür. Televizyon ekranlarında, sosyal medya akışlarında, sokakta ve masalarda herkesin her konuda söyleyecek bir sözü, kesin bir yargısı var. Ekonomi, dış politika, tıp, sanat ya da mahalledeki sıradan bir olay… Hiç kimse “bilmiyorum” demiyor, çünkü modern dünyada sessiz kalmak ya da bilgisizliği itiraf etmek büyük bir ayıp sayılıyor. İşte Türkiye’nin yetiştirdiği en özgün sosyolog ve düşünürlerden biri olan merhum Ulus Baker, bu akıl tutulmasını çok net bir kavramla özetlemişti: Kanaat Toplumu.

Baker, düşünsel köklerini Spinoza ve Deleuze’den aldığı bu eleştirisinde, bizi sarsıcı bir gerçekle yüzleştirir: Kanaat (sanı/fikir), bilginin ve düşüncenin tam zıddıdır. Düşünmek zahmetlidir; araştırma, şüphe, zaman ve en önemlisi zihinsel bir emek gerektirir. Oysa kanaat bedavadır. Bir konu hakkında hiçbir derinlikli bilgiye sahip olmadan, sadece duyduklarınız, hissettikleriniz veya ait olduğunuz grubun refleksleriyle anında bir “kanaat” üretebilirsiniz. Baker’e göre modern medya ve kapitalizm, tam da bu kanaatlerin üretimi ve tüketimi üzerinden ayakta durur.

Her gün haber masasına düşen onlarca basın bültenini süzgeçten geçirirken, uzun ve karmaşık metinleri okuyucunun dikkatini çekecek o tek satırlık çarpıcı manşetlere dönüştürürken aslında bu çarkın nasıl işlediğini çok daha yakından görüyoruz. Tekirdağ’ın yerel bir sorunundan tutun da dünyanın öbür ucundaki bir krize kadar, medya araçları kitlelere “bilgi” sunmaktan çok “Hangi taraftasın?”, “Kimi haklı buluyorsun?” diyerek onlara hazır kanaatler dağıtıyor. Haberler, gerçeği anlamamız için değil, zaten var olan önyargılarımızı onaylamamız ve bir “kanaat” belirtip hızla diğer konuya geçmemiz için tasarlanıyor.

“Kanaatler, düşüncenin önündeki en büyük engeldir. Çünkü bir kanaate sahip olan kişi, artık düşünmeye ihtiyaç duymaz.”

Ulus Baker’in bu tespiti, bugünün kutuplaşmış toplumlarının da röntgenidir. Neden kimse kimseyi dinlemiyor? Neden en basit tartışmalar bile bir anda kimlik kavgasına dönüşüyor? Çünkü masaya bilgiyle, argümanla ve öğrenme payıyla değil; kemikleşmiş kanaatlerimizle oturuyoruz. Kanaat, doğası gereği fanatiktir; kendi eksikliğini bağırarak ve karşısındakini susturarak örtmeye çalışır. Sokak röportajlarındaki o öfkeli kalabalıklar, televizyonlardaki o bitmeyen tartışma programları aslında bilgi arayışının değil, kanaatlerin birbiriyle çarpıştırıldığı birer gladyatör arenasıdır.

Kanaat toplumunun en büyük tehlikesi, hakikatin değerini düşürmesidir. Herkesin fikrinin “eşit” ağırlıkta sayıldığı, bir bilim insanının yıllarını verdiği bir araştırmanın, sosyal medyadaki herhangi bir anonim kullanıcının “Bence öyle değil” cümlesiyle aynı kefeye konduğu bir düzende yaşıyoruz. Cehalet, özgüvenli bir şekilde “fikir özgürlüğü” maskesi takarak meydan okuyor.

Belki de bu çağda yapılabilecek en devrimci, en felsefi eylem; bu kanaat üretim bandından bir adım geriye çıkmaktır. Her atılan tivite, her sunulan habere anında bir reaksiyon verme, bir fikir beyan etme mecburiyetinden kendimizi azat etmektir. “Bu konuda yeterli bilgim yok” diyebilmenin, sessiz kalıp sadece anlamaya çalışmanın o eski, unutulmuş erdemini yeniden hatırlamaya, Ulus Baker’in usturasıyla zihnimizdeki o suni kanaatleri kesip atmaya ihtiyacımız var. Çünkü bilgiye giden yol, kanaatlerin o gürültülü pazarından değil, şüphenin o sakin sessizliğinden geçer.