İlk direksiyon sınavına girdiğim günü hatırlıyorum. O zamanlar aracı rampada durdurup geriye kaydırmadan hareket ettirmek sınavın önemli bir parçasıydı. Hareket ettikten kısa bir süre sonra, sınavdan sorumlu trafik komiseri “frenler patladı” dediğinde panik yapmadan, adeta bir kaptan pilot ciddiyetiyle yapılması gerekenler belliydi: Aynalardan arkayı kontrol edip sağa sinyal vermek, vitesi sırasıyla küçültmek, aracın hızını düşürerek yolun sağına yönelmek ve tamamen durduktan sonra el frenini çekip direksiyonu sağa kırarak kontağı kapatmak…
Bugünkü araçlarda fren sistemleri çok daha gelişti. Frenlerin tamamen boşalması artık pek mümkün değil ama lastik patlaması gibi riskler hâlâ var.
Uzatmayayım; ilk sınavda yazılıyı, üçüncü denemede direksiyon sınavını geçerek sürücü belgesi almaya hak kazandım.
Sürücü belgemde yazan tarih 12 Mart 1975… Aradan tam 51 yıl geçmiş. Daha sonraki yıllarda önce yolcu otobüsüyle sınava girerek ehliyetimi E sınıfına yükselttim. Sonra motosiklet ehliyeti de aldım. Bugünkü sürücü belgemin arkasında, kullanabildiğim araçlar fotoğraflarıyla birlikte yer alıyor. Motosiklet ehliyeti almaya çalışan büyük torunum, ehliyetimin arkasını görünce “Vay be dede, uçak ve helikopter hariç her şeyi kullanabiliyorsun” demişti(!)
Şaka bir yana, bunları kendimi övmek için anlatmıyorum. Asıl demek istediğim şu: Ne zaman “Nasıl araç kullanırsınız?” sorusuyla karşılaşsam verdiğim cevap hep aynıdır:
“Dikkatli ve kurallara uyarak araç kullanmaya çalışırım.”
Kim bu soruya “çok iyi kullanırım” ya da “şahane kullanırım” diye cevap veriyorsa, elli yıllık ehliyeti olsa bile gerçek bir sürücü olmak için daha çok yolu var demektir. Ömrü yeterse tabii.
Allah bizleri korumuş…
Trafik canavarları genellikle bu anlayıştan çıkıyor. Eskiden demeyeceğim; yakın zamana kadar araçlar kural gereği yolun sağına park ederdi. Şimdi ise ne yazık ki herkes kafasına göre hareket ediyor.
Ana yollarda bunu yapamasalar da denetimin zayıf olduğu ara sokaklarda aynı düzensizlik devam ediyor. Sinyal kullanımı ise ayrı bir mesele… Sanki sürücü kurslarında bu konu ya anlatılmıyor ya da ciddiye alınmıyor.
Daha düşündürücü olan ise şu: Acil bir durum yokken kırmızı ışıkta geçen polis araçları görüyoruz. Oysa onların örnek olması gerekmiyor mu? Geçtiğimiz aylarda sahil yolunda trafik ışıklarında bekliyorduk.
Yeşil ışık yanınca hareket ettik. Tam o sırada Hüseyin Pehlivan heykeli istikametinden gelen bir polis aracı adeta fırlayarak karşıya geçti. Aracı çok genç bir polis kullanıyordu. Üniformasız görseniz “evlat” diye seslenirsiniz. Gençlik enerjisiyle meslek psikolojisi birleştiğinde “Çanakkale hiçbir zaman geçilmez” misali… ortaya büyük bir enerji ve güç çıkıyor. Bu güç ancak eğitimle ve denetimle doğru yönlendirilir.
Ertesi gün olayın yerini ve zamanını özellikle yazdım. Çünkü hem MOBESE kameralarının varlığını hem de yazılarımızın okunduğunu biliyorum.
Kısacası bu konuyu ve kendimle ilgili yazdıklarımı tamamen uyarı amacıyla yazdığımı bilmenizi isterim. Çünkü ne yazık ki son yıllarda bize bir şeyler oldu… Kafamıza göre araç park etmek, sinyal vermemek gibi kural tanımadan, burnumuzun dikine gitmeye başladık.
Sadece trafikte değil her yerde, her alanda böyle olmaya başladı. Galiba hem kurallara hem de birbirimize olan saygıyı yitirdik. Toparlanıp kendimize gelmemiz gerekiyor.
Nasıl mı? Kanunlara, kurallara uyup birbirimize örnek olarak.