Zeynel İren, 1952 Tekirdağ-Hayrabolu-Dambaslar Bucağı doğumludur. Tekirdağ Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra Yapı Kredi Bankası’nda uzun yıllar çalışır, müdürlük yapar ve emekli olur. “Göç” romanında, 1783’ten sonra Rusların Kırım’dan göçe zorladığı Tatarların Osmanlı’ya katılmalarının öyküsünü anlatır. Aliye Abla ve eşi Fazıl, oğulları beş yaşındaki Sabri’nin limandan gemiyle İstanbul’a gelişleri, İstanbul’da tutunuşları kolay değildir. Rusların köylerde işkence yapması sonucu gemiyle iki bin kişi İstanbul’a ulaşır. Ölenler denize atılır. Aliye, hasta eşi Fazıl, Sütlüce’de önce iki dönüm bir yer alır, sonra oraya ev yaparlar. Sebzecilikle geçimlerini sağlarlar. Fazıl Ağa iyileşince bir araba yaptırıp sebze satıcılığı yapar. Sabri de ortaokulu bitirince Tatar böreği yapıp satar. Kırımlı Çiğ Börek Salonu açarlar. Müşterileri çok olur ve işlerini büyütürler.
Sabri, liseyi bitirdikten sonra Amasya’ya askere gider. Orada müzede gördüğü Nuray’a tutulur, buluşup hoş vakit geçirirler, nişan yüzüğü takarlar. Ancak bir felaket sırasında Nuray ölünce Sabri bunalıma girer, sevgilisini unutamaz. Terhis olup İstanbul’a gelir. Bu kez börekçi dükkânına gelen Yeliz’e tutulur. Onu daha sonra gazinoda şarkı söylerken görünce yıkılır. Yeliz ve patronu da Tatar’dır. Patronu da Yeliz’e tutkundur. Bu nedenle Sabri’yi öldürmek ister. Sabri’nin ailesine de Kırım’dan düşmandır. Yeliz’i öldürtüp börekçi salonunun bahçesine tanınmaz biçimde atarlar. Cinayetin Sabri’nin üstüne kalmasını isterler. Gerçekler ortaya çıkınca da yakalanıp cezalandırılırlar.
Kimsesiz çocuklar için dernek kurulması
Börekçide çalışan Leyla da Sabri’yi sever. Aliye Hanım’a da iyi bakar. Sabri yaptığı börekleri kimsesiz sokak çocuklarına dağıtarak yardımda bulunur ve annesi Aliye’nin isteğiyle “Bir Kitap, Bir Yaşam, Çocukları Koruma Derneği” kurar, aşevini yapar. Sütlüce Çotuk Kuyu Mahallesi’nde açılan dernek de ilgi görür. Ceset nedeniyle dernekte soruşturma yapılır. Çocukların geçmişleri kayıt altına alınır, hepsi temiz çıkar. Sabri de çocuklarla birebir görüşüp yaşamöykülerini dinler. Aliye Hanım, Kırım’da Rusların yaptığı kıyımları anlatır. Ablası Azize’nin kaçırıldığını, kayıp olduğunu söyler. Yıllar sonra derneğin okuttuğu Cemil avukat, Taner ise doktor olur. Erzurum’da görev yaparken aşı olan bir kadını Aliye’ye benzetip sorar. Adı Azize olan kadın, Aliye’nin ablası olduğunu söyleyince onları buluşturur ve Aliye, Azize ablasına kavuşmuş olur. İstanbul’a dönüp birlikte mutlu yaşarlar. Sabri de Leyla’yla evlenir iki çocukları Hasret ile Giray doğar, büyür. Giray, asker, Hasret ise öğretmen olur. Burhaniye’den sonra Eyüp’e atanır ve orada tanıştığı Sedat öğretmenle evlenirken, düğün sırasında Giray’dan acı haber gelir. Giray, Sakarya kavşağında düğüne gelirken kaza yapar ve Çapa Hastanesi’nde ölür. Düğüne acı karışır. Aliye ile Azize de o sırada kalp krizinden ölür.
Zeynel İren “Göç” romanında, yüreklere inen yangını yalın, akıcı bir dille anlatır. Rusların ırkçılık yaptığını, Tatarların dinlerine düşkünlüğünü, baskılara dayanamadığını yansıtırken İstanbul’da örnek bir dayanışma göstererek yaşama nasıl tutunduklarına tanıklık eder.
(*) Göç/ Yüreklerdeki Yangın-Zeynel İren, Roman, İren Yayınları, Nisan 2026, 248 s.
(Haber. dk, Danimarka internet gazetesi, 31.05.2026)