ABDİ İPEKÇİ’Yİ ANARKEN..

İbrahim BİRELMA
ABDİ İPEKÇİ’Yİ ANARKEN..
08.02.2019


Gazeteci yazar Abdi İpekçi İstanbul’da 9 Ağustos 1929 tarihinde doğdu. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Gazetecilik mesleğine, 1943-1948 yılları arasında, Kırmızı Beyaz ve Şut Spor
dergilerinde yayımlanan yazı ve karikatürlerle başladı. Yeni Sabah, Yeni İstanbul, İstanbul Ekspres gazetelerinde, 1948-1951 yılları
arasında muhabirlik, yazı işleri sekreterliği ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Kore’de çevirmen olarak askerliğini tamamladıktan
sonra Milliyet Gazetesi’nin sahibi Ali Naci Karacan’ın davetiyle 1954 yılında, en genç (25) genel yayın yönetmeni olarak göreve
başladı ve bu görevi, katledildiği 1979 yılına kadar sürdürdü. 1959 yılından itibaren başyazar olarak “Durum” başlığıyla Türk
siyasetine hoşgörüyü, uzlaşıyı, demokrasiyi öneren, toplumu etkileyen köşe yazıları yazdı. Türkiye Gazeteciler Sendikası
Başkanlığı, Basın Ahlak Yasası Hazırlayıcı Komisyon üyeliği görevlerinde bulundu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik
Enstitüsü’nde ders verdi. 1956 yılında Sibel İpekçi ile evlendi. Nükhet ve Sedat isimli iki çocukları oldu. 1 Şubat 1979’da tetikçi
Mehmet Ali Ağca tarafından katledildi. O yıldan beri, çeşitli davalar ve araştırmalar gündeme gelse de hukuk kurumları, tetikçinin
ardındaki kirli ilişkileri açıklamakta hiç yeterli olamadı. Eserleri: Yarının Kıtası Afrika (1959), İhtilalin İç Yüzü (Ömer Sami Coşar ‘la
1965), İnönü Atatürk’ü Anlatıyor (1968), Liderler Diyor Ki (1969), Dünyanın Dört Bucağından (1971), Basının Kendi Kendini
Kontrol Sistemi (1966), Başlık Mizanpaş Tekniği (1971), Bülent Ecevit İle Sohbet (1974). (Hikmet Altınkaynak, Türk Edebiyatında
Yazarlar ve Şairler, Hürriyet Kitap, Mart 2018)
-Milliyet gazetesinde başyazıları kadar röportajlarıyla da tanınan Abdi İpekçi’yi vefatının 40. yıldönümünde rahmetle anarken,
O’nun Celal Bayar ile yaptığı röportajda “Şeker Fabrikaları” konusundaki görüş ve düşünceleri anımsatmak istiyoruz.
-Abdi İpekçi, Celal Bayar ile yaptığı söyleşide, Atatürk’ün iktisadi görüşleri konusunda sorusunu sorarken şöyle demiştir: “Eğer
izin verirseniz sorumu sormadan önce Atatürk dönemi ile ilgili iktisadi araştırmalarda tespit ettiğim bir hususu size nakletmek
istiyorum ve bunun bir doğru teşhisle ilgili bulunup bulunmadığını sormak istiyorum. Bu araştırmalardan edindiğim izlenime göre,
1920’lerin başında, güdülen iktisadi politika liberal bir anlayış taşıyor, 1929’lara kadar sürüyor bu. 1929’lardan itibaren oldukça
kuvvetli bir devletçi politika benimseniyor. 1932’de devletçilik yumuşatılıyor. Fakat 1935 – 1936 yıllarında daha da kuvvetli bir
şekilde uygulanıyor. 1937’de sizin başbakanlığa geldiğiniz zaman yine değiştiriliyor ve yine siz daha liberal bir politikayı hâkim
kılıyorsunuz. Bu teşhis doğru mu efendim?”
Celal Bayar cevabında şöyle demiştir: “Tarih bakımdan doğrudur. Atatürk, eğer Hitler muvaffak olursa bizim gibi iptidai madde
yetiştiren memleketlerin sanayileşmesine mani olacaklar kanaatindeydi. Kendisine demir meselesi gibi iktisadi konularda bilgi
verirdim, onları birleştirirdi. Bunların askerlik bakımından ehemmiyeti olduğu için kendisini haberdar ederdim. Ama o daha
şümullü olarak meseleyi muhakeme ediyordu. Bir süre önce Londra’da beynelminel iktisat konferansı olmuş, bütün milletler
iştirak etmişlerdi. Bende yeni iktisat vekili olmuştum. Orada Almanlardan bir tez geldi. Şöyleydi: “Buhranın en sıkı sebeplerinden
birisi, iptidai madde yetiştiren memleketlerin de sanayileşmeye kalkmış olmalarıdır.” Buhranın esasını buraya bağlıyordu. 1931 –
32 falan. Bunları da Atatürk’e söylemiştim. Bana Kanadalılar “Siz şeker fabrikası yapıyorsunuz, vazgeçin bu işten” demişlerdi.
“Niçin” dedim. “Bizde şeker sanayi çok ilerdedir, bunu siz yaparsınız bizim piyasamız daralacaktır, satışımız azalacaktır” dediler.
İnsan gülüyor bu mantığa. “Eh” dedim, “yaptık.” Cevap verdiler: “Yaptıklarınızı kabul edelim. Bundan sonra yapmayacağınızı
taahhüt edin.” Dünya iktisadi buhranının halli için bir tedbir olarak bunu söylüyor, bizden de bu fedakarlığı istiyorlar. İtalyanlar
tekstil sanayinin bizde kurulmasını istemezler. Almanlar Türkiye’de demir sanayinin kurulmasını kendi aleyhlerine bulurlar. Bütün
bunları ben Atatürk’e anlatmışımdır. Takip ederdi. Mesela Eskişehir’e giderken treni durdurdu “Nerede kuracaksın şeker
fabrikanı?” dedi. “Her şey hazır, yerini tespit edeceğim” dedim. Haydi beraber çalışalım dedi. Benim tasavvur ettiğim yer ucuz
arsalar almaktı. Onlar da şehrin dışında oluyor tabii. Kafamda Kızılay’ın yerlerini hazırlamıştım. Müthiş bir soğuk vardı. Sıfırın
altında bir veya iki derece. Her yeri dolaştı. Fabrikanın şimdiki yerini gösterdi. Bu yeri bende biliyorum. Fakat arsa ve yer
bakımından daha fazla para vermek lazım geliyordu. Bundan dolayı oraya karar verememiştim. Bana şunu söyledi; “Buraya
kuralım bu fabrikayı. Şimendifer güzergahıdır. Milletimiz gidip gelirken görürler, kuvve-i maneviyeleri yükselir.” Bu kadar alakadar
olurdu. Sanayileşme konusunda “bence” dedi, “memleket bütün menbaii kuvasını (kuvvet menbalarını) sarf etmelidir bu uğurda.
Ve en kısa zamanda sanayileşmelidir. Bunun içerisinde kamu teşebbüsü mü, özel teşebbüs mü bilmem nesi yok. Türk milletinin
menbaii kuvası. Hepsini birleştirip biran evvel sanayileşmelidir.” Benimde prensibim buydu; yapmak ve yaptırmak. Özel
teşebbüse ve onlara hayırhah bir surette yardımcı olmak. Bu suretle menbaii kuvva birleşmiş oluyor. Bunu son söz olarak
söyledim: “menbaii kuvasını sarfederek sanayileşmelidir bir an evvel. Haydi Allah muvaffak etsin” dedi. (Abdi İpekçi, İnönü
Atatürk’ü Anlatıyor, Dünya Kitapları, Eylül 2004, Milliyet 12 Kasım 1974)

facebooktwitterrsssanalbasin.com üyesidir
online alışveris

59.COM.TR ve alt sayfalarında gezdiğinizde kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız. Sitede yer alan her türlü yazılı ve görsel materyalin kaynak belirtmeden izinsiz kopyalanması ve kullanılması 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur. Her Hakkı Saklıdır. © 2015 TASARIM muhabbet.org