Yükleniyor
Tekirdağ Yükleniyor...

Hakan Türksoy – YEMİŞ KADAR OLMAK

10 Haziran 2026 Güncel
10 Haz 2026 14:46

Hakan Türksoy – YEMİŞ KADAR OLMAK

Sosyal medyada, lokantasındaki tezgâha dizilmiş yemeklere bakıp sipariş veren müşterilere “Hayhay” diye cevap veren aşçının videolarını izlemeyen yoktur.

Zaten günümüzde en çok izlenen videoların başında yemek, özellikle de sulu yemek videoları geliyor.

Fransızlar teknolojiyi, Uzak Doğulular yenilikleri, Amerikalılar aksiyonu, İngilizler ise Kral Charles’ın halk arasındaki samimi görüntülerini izliyorlarmış.

Dünyada ekonomisi bozuk ülkelerde ise bir numarada yemek videoları var. İkinci sıradakini hiç sormayın!..

Bilim insanları, yemek videoları izlemenin mideyi doldurmadığını ve biyolojik açlığı gidermediğini söylüyor. Ancak psikolojik olarak insana “yemiş kadar olma” hissi verdiğini de ekliyorlar.

Demek ki biz de bu videoları izlediğimizde yemiş kadar oluyoruz! Bir ara deniz kirliliği yüzünden denize hasret kalmıştık. O günlerde ben de balkonumdan çektiğim deniz manzaralarını paylaşırdım.

Edirneli dostlarım ve denizi olmayan şehirlerde yaşayan arkadaşlarım bana çok şanslı olduğumu söylerlerdi. Evet, denize bakmak açısından şanslıydım ama denizde yüzmek açısından o kadar da şanslı sayılmazdım.

Ancak Marmara Adası ve benzeri bölgelerde Marmara Denizi’nde yüzmek güzel oluyordu. Allah’tan Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı yatırımlar ve çalışmalar sayesinde mavi bayraklı plaj sayısı arttı. Bugünlerde Marmara Denizi manzarası paylaşıyorsam bilin ki gerçekten içimden gelerek paylaşıyorum.

Yemekten denize nasıl geldiğime gelince… Eskiden bu yemeklerin lafı bile olmazdı. Esnaf lokantalarında ne varsa onu söylerdik. “Çek bir makinalı!” derdi biri. Makinalı kuru fasulye demekti.

“Çek bir kanarya!” diye seslenirdi bir başkası.O da nohut yemeğiydi.”Çek bir İzmir!” denildiğinde ise garson İzmir köfteyi getirirdi.

O lokantalardaki sesler hâlâ kulaklarımda. Son beş yıldır böyle yemeklere, daha doğrusu dışarıda rahat rahat yemek yemeye hasret kaldık.

Asgari ücretle çalışıp dışarıda yemek yemek zorunda kalanların Allah yardımcısı olsun.

Demek istediğim şu: Bu zamanda deniz manzarası paylaşılır, gün batımı paylaşılır, güzel bir doğa fotoğrafı paylaşılır.

Ama böyle bir zamanda insanların çoğu yoksulluk çekerken her sofrayı gösterişe dönüştürerek yediğini, içtiğini, yere döktüğünü paylaşmak bana göre hoş değil. Bazıları da var ki, Egeli babadan, Makedonyalı anneden doğup Trakya’da büyümüş olmasına rağmen Sadrazamın sağ tarafından düşmüş misali… ailece adeta makam paylaşıp kendilerini farklı göstermeye çalışıyorlar…

Kimse kimseye karışamaz, doğrudur. Ama ayıp diye de bir şey var. Hadi onu da geçtim, yukarıda Allah var.

Arkalarından gülenler de var “sen kimsin kendini ne sanıyorsun? diyenler de…

Bence yüzlerine söylemek lazım. Haberiniz olsun ben böyle tipleri hayatımdan sildim.