Hürriyet Mahallesi’ndeki Palmiyeli Cadde’de açılan kafeler özellikle geceleri trafiğin adeta kilitlenmesine yol açıyor.
Sağlı sollu park eden araçlar, tek bir aracın gidip gelebileceği kadar yer bıraktığı için korna ve motor sesleri gece boyunca devam ediyor.
Bu yetmezmiş gibi, yasak olmasına rağmen bazı sürücüler sadece dikkat çekmek amacıyla araçlarının müzik sesini sonuna kadar açıyor. Çevrede yaşayan insanlar da ister istemez bu gürültüye ortak olmak zorunda kalıyor.
Ayrıca o seslere müzik demek için bin şahit gerekiyor. “Müzik ruhun gıdasıdır” diyen Sokrates bu sesleri duysaydı, muhtemelen ikinci bir söz söylemek zorunda kalırdı.
Aslında müziğin insan üzerindeki etkisi yüzyıllardır biliniyor. Kökeni Sokrates’e kadar dayandırılan “Müzik ruhun gıdasıdır” sözü, ritmin ve melodinin insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerini özetliyor.
Bilimsel araştırmalar da bunu doğruluyor. Doğru frekanstaki müzikler kalp atışlarını düzenliyor, stres hormonlarını azaltıyor, insanın ruh halini iyileştiriyor. Endorfin ve dopamin salgılanmasını artırarak mutluluk hissine katkı sağlıyor. İnsan bir yana, hayvanlar üzerinde bile etkisi olduğu kanıtlanmış.
Beethoven dinleyen ineklerin daha çok süt verdiği söyleniyor. Peki siz ruhunuzu nasıl besliyorsunuz? Dinlendirici bir enstrümantal eserle mi? Sevdiğiniz bir türküyle mi? Yoksa gecenin sessizliğini delen, çevredeki insanları rahatsız eden o yüksek sesli gürültüyle mi?
Bu arada düğünlerin ve geleneksel kutlamaların vazgeçilmez çalgılarından zurnanın atalarının Çin’de ortaya çıktığını biliyor muydunuz? Daha doğrusu delikli ve üflemeli birçok müzik aletinin ilk örnekleri Çin’de geliştirilmiş, daha sonra dünyanın farklı bölgelerine yayılmış.
Zaten Çin sadece müzik aletleriyle değil; barut, kâğıt, matbaa ve pusula gibi insanlık tarihini değiştiren buluşlarla da tanınıyor. Bugün elimizi attığımız birçok üründe gördüğümüz “Made in China” yazısı bunun tesadüf olmadığını gösteriyor.
Adamlar üretiyor, geliştiriyor ve dünyaya satıyor.Geçen gün sosyal medyada kendine din adamı görüntüsü vermiş birinin konuşmasına rastladım. “Bilim için vaktimiz yok. Onlar yapsın, biz kullanalım” diyordu. İçim ürperdi. Çünkü insanlığı ileri taşıyan şey üretmek, araştırmak ve öğrenmektir. Başkalarının ürettiklerini kullanmak kolaydır. Zor olan ise yenisini ortaya koyabilmektir.
Belki de sorun tam burada başlıyor. Eğitimden uzaklaştıkça araştırmayı, araştırmadan uzaklaştıkça üretmeyi unutuyoruz. Sonra da gürültüyü müzik, taklidi marifet sanabiliyoruz(!)