İNSAN İLİŞKİLERİNDE KARDEŞLİK HUKUKU VARDIR BUGÜN NE KADAR YAŞAYABİLİYOR VE YAŞATABİLİYORUZ?

Size Özel Yeni Model Otantik - Özel Tasarım Takılar ve Aksesuarlar, kolye küpe bileklik modelleri en uygun takı fiyatları
Cahide Ulaş
İNSAN İLİŞKİLERİNDE KARDEŞLİK HUKUKU VARDIR BUGÜN NE KADAR YAŞAYABİLİYOR VE YAŞATABİLİYORUZ?
07.11.2019


             İnsanlar, kendilerini ötekileştiriyorlar. Bu adeta günümüzün modası haline geldi. Kendilerini ötekileştiren insanlar, yeniden ve yeniden yaşamlarını mamur edemiyorlar.

             Bu da kendilerini çevrelerine ve dünyaya karşı yabancılaştırıyor. Kendi kişiliğine ve dünyaya yabancı olan insanın ise vizyonu dar oluyor.

             Kendisini yaşama karşı ötekileştiren insan, yaşamı bir ticaret olarak görüyor. Devamlı karlı çıkılmaya çalışılan, zarara tahammülün olmadığı ticaret metası yaşamlar ise insanları boğuyor.

            Oysa bir bütün olan yaşamın merkezi kalptir. Bizler, değiştirilemeyecek bu gerçeği değiştirmeye kalkışarak yaşamın merkezini akıl yapmanın peşine düştük.

            Kalbi unutarak ya da tamamen dışlayarak sadece akıl ile yaşamak ise delilik değil de nedir?

           Çağı yakalayarak modern olmanın peşine düşen insanlar, manevi değerlerini önemsemez oldu. Modernlik vücudu açmakla, kendine metres yapmakla, onun bunun karısını ve kızını kesmekle değil, düşünce ve fikirle olur.

           Yani düşünce dünyamızı geliştirip, yeni fikirler üretebildikçe modern olabilir ve geleceğimizi sağlam temeller üzerine inşa edebiliriz. Çağı yakalamak ancak okumakla olur. Ezbere ya da kulaktan dolma bilgilerle yaşamda yol almak olanaksızdır.

          Bakıyorum da herkes hatayı birbirinde arıyor. Hata, az ya da çok hepimizde var. En büyük hatalarımız ise okumamak, yaşamlarımızı sahiplenmemek, kültürel zenginliklerimize ve çeşitliliklerimize değer vermemek, el ele ve gönül gönüle vererek yaşayamamak.

          Eskiden birbirleriyle samimi ve tanış olan insanlar arasında dünyadaki tüm hukuk kurallarından daha etkili kardeşlik hukuku vardı. Bu kardeşlik hukuku sayesinde yardımlaşmak ve paylaşmak, insanlarla bire bir temas etmek, gönüllerde taht kurmak yaşamın vazgeçilmez esaslarıydı.

         Hani evlerin kapılarının ardına kadar dayalı olduğu, çocukların ve gençlerin sokakta huzur içerisinde oynayabildiği ve gezebildiği bir dünyaya özlem duyarız  ya o eski dünyayı yeniden elde etmek istiyorsak kardeşlik hukukunu yeniden canlandırmalıyız.

          Dünya, yeni dünya, geçmiş geçmişte kaldı diyerek kardeşlik hukukunu çiğniyorsak bu trafikte giden arabanın tekerini patlatmaktır ki neticesini düşünmek dahi insana acı verir.

 

     BEN MERKEZLİ YAŞAYIP DAHA ÇOK BENCİL Mİ OLUYORUZ?

 

          Topluma şöyle bir bakıyorum da herkes lüks bir yaşama ulaşmanın sarhoşluğuna kapılmış. Öyle ki son model bir araba değil, en iyisinden son model bir araba.

          Başını sokacak huzur içerisinde yaşayacağı bir ev değil, lüks bir semtte lüks bir ev. En kalitelisinden bir cep telefonu, fiyakalı elbiseler. Arkasını düşünmeden para harcayacak kadar kabarık banka hesapları.

           Lüks içerisinde sorgusuz sualsiz yaşama isteği zihinlerimizi öylesine uyuşturmuş ki artık halimize şükretmeyi dahi unutmuşuz. Yoksulluğumuza isyan eder hale geldiğimizden artık hiçbir şeyi anlayamıyoruz.  

           Gözümüz devamlı zenginin malında olduğundan elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz. İnsana çok şey öğreten yoksulluktansa, insanı şımartan zenginliğe neden özendiğimizi de anlamış değilim.

          Şunu da unutmamak gerekir ki nefsi hırsla kazanılan her para insanın maneviyatını zayıflatır. Maneviyatı zayıflayan insan ise çevresine karşı duyarsızlaşır.

           Bu duyarsızlığının üstünü ise kendi çapında uydurduğu mazeretlerle örtmeye çabalar. Bu öyle bir kısır döngüdür ki insanı gittikçe insanlığından uzaklaştırır.

           Yaşamlarına paranın hükmettiği insanların aklına kriz denilince sadece ekonomik kriz geliyor. Oysa krizlerinde çeşitleri vardır.

             Mesela sosyal alanda, sanat alanında, spor alanında, dostluklarda, aile içi ilişkilerde ve daha birçok alanda kriz yaşanabilir. Bu krizlerin en tehlikelisi ise kapitalist sistemin insanın benliğine işlediği bencillik krizidir.

             Bencillik krizi, insanın gözünü öylesine kör eder ki insan, kapitalist sistemin çocukları gözüne kestirdiğini dahi göremez. Anne ve babaların, çocuklarının devamlı marka giymek, en kaliteli telefonu kullanmak istemelerinden dert yanmalarının arka planında kapitalist sistem vardır.

            'Biz, böyle miydik?' der anne ve babalar. Biz, böyle değildik. Anne ve babamız, çarşıdan, pazardan ne alırsa onu giyinir, onu yer içer, bir oyuncağa dünyalar bizim olurdu.

            Ama biz, 'Helalinden olsun, kuru bir lokma ekmek olsun.' diyen anne ve babaların evlatlarıydık.

            Ya bizim evlatlarımız?

            Anne ve baba olarak kazandığımız paranın helal ya da haram kısmını hesap ediyor muyuz?

            Evlatlarımızla aramızda aşılamayacak krizler varsa ve bu kriz, aile içi ilişkilerimize zarar vererek yaşamlarımızda huzur bırakmıyorsa etmiyoruz demektir.

            İşin özü içine düştüğümüz bir bataklık olan bencillik krizinden ve kapitalist sistemin kölesi olmaktan bir an evvel kurtularak parayı değil, huzuru aramalıyız. Huzurun yolu da helal kazançtan geçer.

 

         BABA VE OĞUL

 

        “ Baba ve oğul muhabbet ederken oğul, babasına çocukluğunda ve gençliğinde nasıl yaşadığını sorar. Baba, oğlunun bu soruyu hangi amaçla sorduğunu öğrenmek için “hayırdır kereta” der. “Bu da nerden çıktı şimdi?”

         Oğul başlar döktürmeye;

         Günümüzde bilgisayar var, internetle dünya ayağının altında, uçak sayesinde en uzak mesafe bile çok kısa sayılır, teknolojinin sunduğu imkanlar saymakla bitmez, istediğin gösteriyi izleyebiliyor, televizyonda keyifli vakit geçirebiliyor, klima ile yazın serinleyebiliyor, kışın ısınabiliyorsun, arabanla keyifli ve ekonomik seyahat edebiliyorsun, cep telefonu ile istediğin zaman istediğin kişi ile iletişim kurabiliyor ve daha birçok imkandan istifade edebiliyorsun.

          Senin çocukluğunda ve gençliğinde ise bu imkanların hiçbirisi yoktu. Sahi siz, çocukluğunuzda ve geçliğinizde nasıl vakit geçiriyordunuz?

         Baba hafif bir tebessüm ederek sen, günümüzde yani senin zamanında olan imkanları saydın. Şimdi de ben sana bizim zamanımızda olan imkanları sayayım.

         Bizim zamanımızda utanmak denen bir şey vardı. İnsanlar, birbirlerine karşı saygılıydı. Kitap okuyan insanların yaşama karşı bir duruşu vardı. Rabbine el açarak dua eden insanların yüreklerinde şefkat vardı.

         Söz ağızdan bir kez çıkardı. Alçakgönüllü insanlar, birbirlerinin dar günlerinde birbirlerine sırt dönmezlerdi. İnsanlar, hayatı planlayarak yaşarlardı.

         Oğul, büyük bir şaşkınlık içerisinde ya çocukluğun der. Çocukluğunda ne yapardın?

         Vaktimizi televizyon karşısında öldürmezdik. Okul dağıldı mı soluğu sokakta alır ve akşama kadar arkadaşlarla oynardık. Arkadaşlarımız, sizin arkadaşlarınız gibi sanal değildi. Mahalle arkadaşlıkları, kankilikler vardı.

          Hazır su yerine ağzımızı musluğa dayayarak kana kana su içerdik. Arkadaşlarla aynı tastan ve bardaktan yer içerdik. Çıplak ayakla gezer, pilavla beslenirdik de sizin gibi ek gıdalar ve vitaminler almazdık.

          Öyle kolayda hastalanmazdık. Sizin gibi oyuncakçıdan oyuncak alınmazdı bize. Kendi oyuncağımızı kendimiz yapardık. Ailelerimizin bizlere bırakacak mirasları olmasa da verdikleri sevgi en büyük mirastı bizim için. Arkadaşlarımızın evine davetsiz gidip gelebilirdik.

         Akrabalık bağlarımız o kadar kuvvetliydi ki bir bütündük. Birimizin canı yandığı zaman el birliğiyle yaramızı sarardık. Siyah beyaz fotoğrafların içerisine renkli anılar sığdırırdık.

          Bak oğul, yaşamın temel taşları onur, kişilik ve karakterdir. Sizler, teknolojiyi bir hazine olarak görseniz de sizler için asıl hazine bizleriz. Öğrenecekseniz bizlerden öğrenin.

          En önemlisi de gerçek sevgiyi, anlayışı, gerçek dostluğu, kankalığı öğrenin. Öğrenin ki düştüğünüzde elinizden tutup kaldıracak birileri olsun etrafınızda.”

________________________________________________________________________________________

SAĞLIK OLSUN

 

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illaki sağlık olsun!

                              CAN YÜCEL

"Bir şey, tek bir şey tüm yıkıma rağmen ayakta durur: İnsanın insanla karşılaşması… Gün oldu, bir yabancının bize bakışıyla bize göz kırpmasıyla uçurumun kıyısından döndük.."                                                                                                                                                                                                         

                                                                                                                                                   Ceaser Pavese

facebooktwitterrsssanalbasin.com üyesidir
online alışveris

59.COM.TR ve alt sayfalarında gezdiğinizde kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız. Sitede yer alan her türlü yazılı ve görsel materyalin kaynak belirtmeden izinsiz kopyalanması ve kullanılması 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur. Her Hakkı Saklıdır. © 2015 TASARIM muhabbet.org