ASLINDA ÖNEMLİ OLAN YAŞAM İÇİNDEKİ DURUŞUMUZDUR

Tekpara GPR RADAR El Yapımı Alan Tarama Dedektörleri - Metal Dedektörü - Altın Arama Çubukları Fiyatları - Rezistivite Cihazı Modelleri Dedektör Dünyası
Cahide Ulaş
ASLINDA ÖNEMLİ OLAN YAŞAM İÇİNDEKİ DURUŞUMUZDUR
27.07.2018


           Yani yaşam dediğimiz şeyden gerçekte ne anladığımız önemlidir. Arzularımız, isteklerimiz, beklentilerimiz ve gerçekte kim olduğumuzdur.
           Yaşam dediğimiz şey; bir neden-sonuç silsilesidir. Bunu anlayabilmek çok önemlidir. Çünkü zamanımızın büyük bir bölümünü şikayet ederek geçiririz,‘neden başıma bunlar geldi’ diyerek.

           Oysa eskilerin güzel bir sözü vardır. ‘Rüzgar eken, fırtına biçer.’
           Yaşamın içinde anlamamız gereken öyle çok şey var ki. Neredeyse baştan başlamamız gerek. Öylesine birbirine karışmış değerler içinde nefes almaktayız ki…
           Mevcudiyetimizin bir sebebi, hem de çok yüce bir sebebi vardır. Ve bunu bu kadar boşa harcamaya yeltenmek ise rüzgar ekmektir.
           İnsanoğlu göremediği şeylerin varlığına inanmakta zorlanır. Hele bir de bu, menfaatlerine ters düşüyor ise hepten görmeyi reddeder. Bu binlerce yıldır da böyle. Ancak yine de bu, evrensel işleyişi değiştiremez.
           Ne yaparsak yapalım ‘gerçek’ten ve olandan kaçamayız. O bizi mutlaka bulur. O yüzden yaşamdan ne anladığımız mühimdir.

           Çünkü; ondan anladığımız şey, bizim nedenimiz olacak ve ona göre bir sonuç belirleyecektir. Bu yüzden de, bu kıymetli zamanı çok iyi değerlendirmek gerekmektedir.
           Yaşamdan anladığımız şey, yine bizim bakışımızı oluşturur. Bakışımız da, hayatımızdaki olayları belirler. İsteklerimiz, hedeflerimiz, hayallerimiz hep bu bakışa göre oluşur çünkü. Ve ona göre yönler seçeriz kendimize. O yönler de bizi sonuçlara götür.
           Yani neyi seçmişsek, onunla karşılaşırız aslında…
           Sebepler ve sonuçlar… Belki de zannettiğimizden çok daha önemlidirler.   

 

           VERDİĞİNİZ KADAR ALIRSINIZ

           Evren bize, “Verdiğiniz kadar alın.” demez. “Verdiğiniz kadar alırsınız.” der.

           Evren bize, “Verdiğiniz kadar alın.” demez. “Verdiğiniz kadar alırsınız.” der.

           Buradaki almak, bir eylemden öte evrenin sağladığı bir mekanizmadır. Bizim üzerine düşünmemiz gereken bir şey değildir. Bizim sadece almayı kabul etmemiz istememiz yeterlidir.

           Vermek bize düşendir, almak ise doğal olarak gerçekleşendir. Ancak, ikisi de bizim özgür irademizle çalışır. Yani, kendimizi bu döngüye teslim etmemiz şarttır.

           Almak konusunda kafa yormaya gerek yoktur. Çünkü almak demek, verdiğiniz an karşılığını istemek değildir. Almak, açık olmaktır. Veren insan otomatikman alacak, karşılığını bulacaktır.

           Birçoğumuzun almak konusunu fazlasıyla irdelemesi, içimizden gelerek vermekten kendimizi soyutlamamızla sonuçlanabiliyor. Bir dengeyi bozduğumuz algısına kapılıyoruz.

           Çünkü almak ve vermek dengesi denilen mekanizma gerçek anlamından saptırılıyor. Spiritüalizm, kapitalizm ile kirletiliyor.

           Vermek, ışığının parlamasına; almak, ışığının güçlenmesine izin vermektir.

           İçinizden geliyorsa, karşılığını anında alamayacağınızı bilseniz bile vermekten çekinmeyin.

           Yaptığınız hiçbir şeyi almak için yapmayın, vermek için yapın. Ancak o zaman karşılığını bulursunuz. Saf niyetle verin. Bu, parayla yaptığınız bir hizmet bile olsa, sonrasında elde edeceğiniz kazancı düşünerek değil, vermenin saf coşkusunu hissederek yapın.

           Bereket, siz vermeyi tüm gönlünüzle, saflığınızla yaptığınızda akar. Önceliğiniz almak olduğunda değil.

           Bu iş dünyasında olduğunuzda da böyledir, duygusal ilişkilerde de…

           Her zaman önceliğiniz vermek olsun. Sevgiyle verin, içinizde herhangi bir tereddüt olmadan verin. Tereddütle verilen şeyler içlerinde kötü enerjiler barındırırlar, onlardan hayır gelmez.

           Verecekseniz daima sevgiyle, tam gönülle verin.

 

           YUNANİSTAN DA YANGIN FELAKETİ

           GEÇMİŞ OLSUN KOMŞU

           Yunanistan’ daki yangını boyutlarını ve can kayıplarını izledikçe hepimiz çok üzüldük!

           Ahmed Arif şöye demiş: Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim....

          Gerçekten de öyle.. Dünyanın neresinde olursa olsun ölen canlar için yanar yüreklerimiz..

          Bir de bu felaket hemen yanı başımızda komşumuzda oluyor ve etkilenmemek elde değil.

         Aynı bölgenin aynı iklimin insanlarıyız.  Tarih boyunca yaşanan düşmanlıklar olmuştur ve hala politik olarak anlaşmazlıklar da yaşanıyordur ama halkların birbirine düşman olacağına inanmak çok zor günümüzde.

         Çocukluk ve genç kızlık dönemlerinde doğup büyüdüğüm Lapseki’ ye motorlar ile Yunanlılar gelirdi. Annem “tipleri bize ne kadar çok benziyor” derdi ve hepimiz sevgiyle bakıp iletişime geçmeye işaret diliyle de olsa anlaşmaya çalışırdık. İçlerinde Türkçe bilenler de çoktu ve onlar da bizlerle konuşmaya çalışırlardı.

        Tekirdağ’ da emekli olduktan sonra zamanın Belediye Başkanı Osman Tabak öncülüğünde kurulan Trakyakent’ te (Doğu Batı Trakya Belediyeler Birliği)  büro sorumlusu ve danışman olarak çalışmaya başlamıştım.

        Yunanistan ve Bulgaristan’ daki belediyeler ile de protokol imzalayacaktık.

        Bu protokol için Yunanistan’ a zamanın bakanları, milletvekilleri, belediye başkanlarıyla birlikte çok büyük bir grup olarak gittik.

        Papandreu Türk grubuna güzel bir restoranda yemek verdi ve biz oradan yürüyerek çıkarak şehri gezmek istedik.

        Yolumuz üzerindeki evlerden bizleri görenler; güler yüzle selamladılar hatta ısrarla kahve içmeye davet ettiler. Birçoğu Türkçe de biliyordu.

        Kavala Belediyesi’ ni ziyaret etmiştik grup ile birlikte. Ben biraz önden çıktım. Bir kadın Yunanca konuşarak yanıma geldi ve devamlı bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

         Ben Yunanca çok az kelime biliyordum ve söylediklerinden bir şey anlamadım. Sonunda sadece “ben Türk” diyebildim. Öyle bir samimiyetle boynuma sarıldı ki gören kırk yıllık dost bile zannedebilirdi.

        Yani biz aynı bölgenin insanıyız ve halklar arasında öyle büyük düşmanlıklar yok. Eğer olsaydı herkes Yunan adalarına tatile gider miydi?. Trakya da günü birlik bile gidip gelinmiyor mu karşılıklı?

       Bu yangın haberlerinden sonra özellikle sosyal medya da çok çirkin yorumlar gördüğümde insanlığımdan utandım!

       Yahudi cenazesi geçerken “O da insandı” deyip ayağa kalkan bir Peygamber(SAV)’in ümmetiyiz biz ve savaş hali olmadığı sürece en ufak bir canlının ölümüne sevinemeyiz...

       Kuşu ölen bir çocuğa taziyeye giden bir Peygamberin ümmetiyiz. Yunanistan bu durumdayken dua etmek insan olmanın gereğidir.

        Orada insanlar cayır cayır yandı ve kaçacak yer bile bulamadılar! . Ölen çocuk, ölen insan, ölen ağaç, ölen canlı.. Nasıl dayansın yürekler?

        Yunan muhabir bir mesajında şöyle diyor: ‘Yollar dar Mati’de, duman da kaplayınca her yanı bilemediler sağa mı koşacaklar sola mı... Rüzgar denizi de köpürttü, iki üç metreydi dalgalar. Denizde saatlerce yüzebilen biri bile dayanamazdı. Ve insanlar boğuldu!”

           Yunanistan'daki yangında haritadan silinen Nea Makri kasabası Fethiye Kayaköy Mübadilleri tarafından kurulmuştu. Zorunlu göçün yok edemediği bir mikro kültür yangın felaketinde yok olup gitti. Yazık!...

            Acı; yenilir, yutulur, unutulur bir şey değildir. Acı; yaşanır, yaşatır, hatırlatır içindeki tüm zamanı.. Acının dini, dili, ırkı, rengi yoktur acıdır işte.!

            99 depremi olduğu zaman, "Dayan Mehmet, Dayan koçum" diye manşet atıp ertesi gün yardım göndermişti Yunanistan..

            1999 Gölcük depreminde Yunan HK'ne ait bir nakliye uçağına 11doktordan oluşan 2acil tıbbi yardım ekibi, kurtarma faaliyetleri için 25 kişilik uzman ekip, özel eğitilmiş köpekler ve acil yardım malzemesi yükleyerek komşuluğunu göstermişti..

            Çanakkale'de vatanını işgale gelen yaralı Anzac askerini kucaklayıp tedavisi için sipere taşıyan ecdadınla övünüp,"komşun aç yatarken tok yatamazsın" diyen dinimizle gururlanıyoruz. Öyleyse gerektiği gibi düşünüp gereğini yapmalıyız.

            Hiç kimse bilmiyor kimin ne zaman başına ne geleceğini..

            Yunan halkının başına gelen yangın felaketinin acılarını tüm kalbimle paylaşıyorum Acınız acımız yasınız,yasımızdır  komşumuz Yunanistan!..

           Yunanistan a ve komşumuz Yunan halkına çok büyük geçmiş olsun!

           İnşallah yaralarını en kısa zamanda sararlar!

KOMŞULUK

Faniden bakiye giden kervanda,
Muhabbetle menzil almak ne güzel.
İmtihan diyarı şu koca handa
Hayırlı bir komşu olmak ne güzel

Paylaşırız aynı şehiri köyü,
Beraber yaparız düğünü- toyu
Varlıkta yoklukta ekmeği suyu
Halil İbrahim’ce bölmek ne güzel

Bazen ateş düşer yanar döşümüz,
Dostlarca silinir akan yaşımız
Dara düştüğünde bir gün başımız
Umutla bir kapı çalmak ne güzel

‘Ev alma komşu al’ demiş atalar
Sevgi ile yakın olur kıtalar
Hoş görüyle zail olur hatalar
Vefa sunup vefa bulmak ne güzel.

‘Komşu muhtaç imiş komşu külüne,’
Şahit olur acı tatlı haline
Hoş muhabbet sevgi huzur gölüne
El ele kardeşçe dalmak ne güzel.

Hepimiz yolcuyuz aynı gemide
Dertleri de pay ederiz emi de
Günün beş vaktinde aynı camide
Saf tutup da namaz kılmak ne güzel

Beraber büyürler oğul-kızımız,
Birlikte yaşanır bahar yazımız,
Paylaştıkça çoğa döner azımız
Dost bahrine gemi salmak ne güzel

Ötelere yönelince yolumuz
Komşuların omuzunda salımız
Kul Hakkı der şu kubbede halimiz
Hoş bir sada olup kalmak ne güzel

                        Hakkı Şener

“Cehennem nedir?” diye düşünür Dostoyevski. Sonra şu hükme varır:
“Cehennem, insan yüreğinde sevginin bittiği yerdir.”

facebooktwitterrsssanalbasin.com üyesidir
online alışveris

59.COM.TR ve alt sayfalarında gezdiğinizde kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız. Sitede yer alan her türlü yazılı ve görsel materyalin kaynak belirtmeden izinsiz kopyalanması ve kullanılması 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur. Her Hakkı Saklıdır. © 2015 TASARIM muhabbet.org