Yiğit lakabıyla anılır derler. İmparator, Kral, Korkusuz, Baba, Patron, Şef, Kaptan, Lider, Efsane, Aslan Yürekli, Sihirbaz hatta Şeytan gibi lakapları sayabilirim. Kimi gerçekten o lakabın hakkını verir, kimi ise taşıyamaz; balon gibi sönüp unutulur gider.
Bu lakapların çoğunun, yaşanan bir olayla, bir film kahramanıyla ya da kişinin yaptıklarıyla ilişkisi vardır.
Ben bugün, lakabının hakkını fazlasıyla veren birinden bahsetmek istiyorum.
Tarzan filmi Türkiye’de o kadar ilgi görmüş ki Bursa’da iki kişi kendine Tarzan lakabını takmış. Biri Tarzan Niyazi, diğeri Tarzan Ali. Tarzan Niyazi yıllar önce öldürülmüş, Tarzan Ali ise ilerlemiş yaşına rağmen hâlâ yaşamını sürdürüyor.
Ama bizim asıl Tarzanımız ne Afrika ormanlarında yaşadı ne de film yıldızıydı. Onun adı Ahmet Bedevi’ydi.
Manisa Tarzanı olarak tanınan Ahmet Bedevi, Kurtuluş Savaşı kahramanı ve İstiklal Madalyası sahibi bir Türk’tü. Savaş yıllarında cepheden cepheye koşmuş, Anadolu’nun kurtuluşu için mücadele etmişti. Savaş bittiğinde yolu Manisa’ya düştü.
O günlerde Manisa, geri çekilen Yunan ordusunun çıkardığı yangınlar nedeniyle adeta kül olmuştu. Yemyeşil şehirden geriye siyah bir enkaz kalmıştı.
Ahmet Bedevi bu manzarayı görünce bir karar verdi: “Bu şehri yeniden yeşertmeden buradan ayrılmayacağım.” Ve sözünü tuttu.
Manisa Belediyesi’nde çalışmaya başladı. Kazandığı paranın büyük bölümünü fidanlara, tohumlara ve ihtiyaç sahiplerine harcadı. Kendisi ise son derece mütevazı bir hayat yaşadı.
Yaz kış demeden şortla dolaşıyor, Spil Dağı’ndaki küçük kulübesinde yaşıyordu. 1930’lu yıllarda sinemalarda gösterilen Tarzan filmlerinden sonra da herkes ona “Manisa Tarzanı” demeye başladı.
En ilginç özelliklerinden biri de ağaç sevgisiydi. Bir gün bazı ağaçların kesileceğini duyunca dönemin valisine kadar ulaşıp itiraz etmiş. Sonunda ağaçların kesilmeyip başka yere taşınmasını sağlamış. Yakınları, “Bu yaşta ağaçlar tutmaz” dediğinde verdiği cevap bugün bile ders niteliğinde:
“Belki tutmazlar ama insanlara ağacın kıymetini öğretmiş olurum.”
Bazen uzun nutuklar atmaktan çok, bir ömür boyunca yapılan işler daha fazla şey anlatır.
Ahmet Bedevi’nin ne serveti vardı ne de bıraktığı bir miras. Ama bugün hâlâ Manisa’da nefes Aslında bu bir mesaj… Alınabiliyorsa, bunda onun diktiği on binlerce ağacın da payı var.
Demek ki insanın arkasında bırakacağı en değerli şey bazen bir bina, bir araba ya da banka hesabı değil; gölgesinde oturulacak bir ağaç olabiliyormuş.
Belki de bu yüzden bazı insanlar öldükten sonra unutulmuyor. Çünkü onlar sadece yaşadıkları döneme değil, kendilerinden sonra yaşayacak insanlara da nefes bırakıyor.
İnsan öldükten sonra geriye bıraktıklarıyla anılıyor. Kiminin ardından rahmet okunuyor, kiminin ardından ise iyi bir söz bile söylenmiyor.
Ve işte bu yüzden bazı insanlar aradan yıllar geçse de rahmet ve minnetle anılmaya devam ediyor.Allah herkese rahmetle anılacak işler yapmayı nasip etsin