Yükleniyor
Tekirdağ Yükleniyor...

 “GÜNEŞ YARIYI GEÇİNCE”- HASAN AKARSU

22 Haziran 2026 Köşe Yazıları
22 Haz 2026 12:39

 “GÜNEŞ YARIYI GEÇİNCE”- HASAN AKARSU

Ozan Sabahattin Yalkın, Antakya-Hatay doğumlu. DSİ ve EİE’de Yüksek Mühendis olarak çalıştıktan sonra 1993’te emekli olur. Macaristan’da Hidroloji konusunda uluslar arası düzeyde Lisansüstü eğitim görür. Şiirleri şimdiye değin Yelken, Yeditepe, Türk Dili, Dost, İmece vb. dergilerde yayınlanır. Önceki Şiir Kitapları: Akdeniz Delisi (1988), Güney Güneşi (1991), Bütün Yüzlerim Anadolu (1991), Aşkdeniz (1994), Çocuk Deliceleri (1995), Beni Yasaklama (1996), Sabahı Düşünmek (1998), Asi Destanı (2001).

Ozanın son şiir yapıtı “Güneş Yarıyı Geçince” üç bölümden oluşuyor: Yazgımdı Kentlerin Yazgısı, Aşklarıma Kefilim, Beyanımızdır And İçre.

Yazgımdı Kentlerin Yazgısı bölümündeki şiirlerde, yaşadığı kentlerden etkilenmeleri, yurtsamaları yansıtıyor ozan. Onun için, her kent bir düellodur. Önce Antakya sonra İstanbul gelir. Üçüncü kent bilinmez; ancak “Barutun sevdasız eli/ Pusuda bekler” onu. Antakya’yı anımsarken anasının ağıtlı sıcağını yaşadığını belirtiyor. İstanbul’da ise “Yalnızlık sığmıyor sulara.” Otuz üç yaşında ise ozan, “Uykusuz Tuna sularında” bulunuyor. Cunda Adası’nda “Ege gözlü bir kabuğu/ Deniz sularından alıp göklüyorum” diyor. Manş, yel değirmeni bir kartpostalken, aşka değmeden geçiliyor oralardan. Budapeşte’de, “ruhsatsız bir tabanca gibi” patlıyor…İstanbul’da tekrar kendini aramaya çıkıyor:

 “…Kendimi arıyorum bir bakıma/ Nice sevdalar eskise de/

Uykusuz dolambaçlarında damarların/ Ölümü dengeliyorum yaşama/

Sarmaş dolaş bir İstanbul yağmuru/ Katıyor beni sokaklarına.” (s.11)

Ozan, kentlerden kadın görüntülerini de yansıtıyor. Eski Ankara’da Sakçagözü Sokağı’nı tanıtıyor. Açıkhava sinemalarını anımsıyor:

“Nerde kaldı o güneş/ Suyu azalan ortanca/

Yaşamın neresinde şimdi/ Gazozlu yazlık sinema/

Yetişkin kızlardan çok/ Kendilerine koca arardı/

Dereboyu’nun dul kadınları…” (s.16)

İzmir- Kordonboyu da önemli bir yer tutuyor şiirlerde. Oranın kızları “Yangın bakışlı”dır. “Ve İzmir’de bütün sevdalar günahtır.”  Bütün kadın gözleri, bütün ölümler, bütün şiirler günahtır İzmir’de. 

Ozan, yazmanın yaşamaktan çok zor olduğunun ayrımındadır. Sözün söze değe değe şiirlendiğini bilir. Uykusuz gecelerin ardından kalan sevdalardır, yalnızlıklardır. Yaşamdan kesitleri tanımlarken “Soyundum kanıma karışan kentleri/ …Çiçekleri koparmadım/ Taş yontuların çıplak yerleri/ Bir gün sevdalansınlar diye” demektedir. (s.27) Kentlerin yazgısını, kendi yazgısı olarak gören ozan, “yarım kalmış bir yürek çarpıntısıyla” sevdasını aramayı sürdürür. Şiirlerine giren kadınlar birer birer ölürken, anılar hep kırmızı olarak kalır:

 “…Birer birer ölüyor şiirlerime giren kadınlar/ Kaç aşk eskitti kaç kent/

Dizelerimdeki isyan/ Limandan ayrılan gemi döner mi/

Ne yükü belli ne yörüngesi.” (s.34)

Yapıtın ikinci bölümünde, “Aşklarıma Kefilim” diyen ozan, her sevdanın bir savaş olduğunu biliyor. “Dul kadın sularında unutulmuş” sevdaları var ozanın. Sevdalar ki, gecelerin yazgısı, günahı ve ölümüdür biraz da. Yüreğini bir daha sınamayı göze alamaz, anıları bedensiz bir sevda olur:

“…Bedensiz bir sevda oluyor anılar/

Bütün ırmaklar beni akıyor/ Bütün ağaçlar bende dallı…” (s.47)

Bitmez tükenmez bir sevdadır yaşadığı. Bunun için: “Bundan böyle benim adım su olsun” diyor ve aşklarına da kefil oluyor.

Üçüncü bölümde, Anadolu’nun gelmiş geçmiş uygarlıklarından yansıtılan duyarlıklara tanık oluyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan anımsanan: “Yasaklı bir göktü/ Gizli gizli ağlatırdı anaları/ Ev içindeki ekmek hırsızlığı” (s.63)  Yunus Emre’nin sesini anımsıyoruz şiirlerde. Güney’de kaçakçının yaşadığı acılar anlatılıyor:

 “…Namlunun bir ucunda/ Suskun sınır taşları/

Bir ucunda mayınlı tarla/ Unutulmuş bir dua yaşam/

İki dudak arasında…” (s.72)

Ozan, Marmara Depremi için yazdığı şiirlerden birinde, ülkesinin acılarına ortak oluyor: “…Ocağım toprağım sevgili ülkem/ Adın yok mu senin ölümden başka” diye soruyor. Kimi şiirlerinde insana olan güvenini, umudunu yitirmediğini belirtiyor:

“Biz yoksulluğu peynir-ekmek gibi yaşadık/

El açmadık ne yere ne göğe/ Kimseye sızlanmadık/…

Güneşine karışmadık kimsenin/ Ve derin bir soluk istedik/

Özgür bir gök altında.” (s.91)

Sabahattin Yalkın, kendi şiirini bulmuş bir ozan. Şiirlerindeki imgeler, kullandığı dil bunu kanıtlıyor.

(*) Güneş Yarıyı Geçince- Sabahattin Yalkın, Gerçek Sanat Yayınları, 1. Basım Mayıs 2003.