Yükleniyor
Tekirdağ Yükleniyor...

Hakan Türksoy – YALAN DÜNYA

12 Haziran 2026 Güncel
12 Haz 2026 10:14

Hakan Türksoy – YALAN DÜNYA

Merak etmeyin, o eski televizyon dizisinden bahsetmeyeceğim. Sıkışan herkesin “Bu dünya yalan” dediği dünyadaki gerçek yalanlardan bahsedeceğim.

Dibimizde bitmeyen bir savaş var. Savaş kötüdür, bunu anlamak için tarih profesörü olmaya gerek yok. Savaşların sonunda kazananlar zafer nutukları atarken, kaybedenler mezar taşlarını sayar. Ama işin ilginç tarafı, savaşların bedelini çoğu zaman ne savaşı başlatanlar ne de karar verenler öder. O bedeli sıradan insanlar öder.

Tarih kitaplarını karıştırdığınızda karşınıza hep aynı manzara çıkar. Önce bir yalan bulunur, sonra bir bahane üretilir, ardından insanlar birbirine düşürülür.

Birinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca genç “Noel’de evde olacaksınız” denilerek cephelere gönderildi. Dört yıl sonra dönebilenler döndü, dönemeyenler ise yabancı topraklarda kaldı.

Çanakkale Savaşı’nda dünyanın bir ucundan ülkemizi işgal etmeye gelen Avusturalya ve Yeni Zelanda askerlerine gelince…

İngiliz emperyalizmi, Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu) gençlerini savaşa dahil etmek için yoğun bir propaganda yürüttü. Gençler; vatanseverlik duyguları, İngiltere’ye olan bağlılıkları, “barbar Türk” yalanları ve “dünyayı gezip macera yaşama” vaatleriyle kandırılarak cepheye çekildi.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya, Polonya’nın saldırdığı yalanını dünyaya anlattı. Yıllar sonra bunun sahte bir operasyon olduğu ortaya çıktı.

Vietnam’da bir gemiye saldırı yapıldığı söylendi. Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu iddia edildi. Körfez Savaşı’nda kuvözdeki bebeklerin hikâyesi anlatıldı. Sonradan bu olayların önemli bölümünün ya abartıldığı ya da gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.

Demek ki savaşların silahları kadar tehlikeli başka bir cephesi daha var: Yalanlar.

Truva Atı’ndan günümüz propaganda yöntemlerine kadar değişmeyen bir gerçek var. İnsanları savaşa ikna etmek için önce korku, sonra öfke, ardından da düşman üretiliyor.

Tarih bana bir şey öğrettiyse o da şu: Savaşın ilk kurbanı çoğu zaman asker değil, gerçektir.

Yazının başlığı aslında bu cümle de olabilirdi. Çünkü “Savaşın ilk kurbanı gerçektir” sözü dünyada çok kullanılan bir deyiştir. Anlatılmak istenen şudur:

Savaş başlamadan önce veya savaş sırasında halka çoğu zaman olayların tamamı anlatılmaz. Yalan haberler, abartılar, propaganda, uydurma gerekçeler ve tek taraflı bilgiler devreye girer. Yani insanlar önce gerçeği kaybeder, sonra savaş başlar.

Ama kabul etmek gerekir ki bu ifade biraz entelektüel kaçabilir. Bazı okuyucular durup düşünürken, Kayı Kıraathanesi’ndeki Şaban Dayı’nın “Ne diyo bu ya?” deme ihtimali de vardır. Kısacası herkes aynı anlamı çıkarmayabilir.

Ben de en iyisi “Yalan Dünya” dedim ve yazdım. Çünkü adına ister savaş deyin, ister kargaşa, ister kaos… İnsanları birbirine düşüren olayların büyük bölümünün arkasında çıkar hesapları ve yalanlar vardır.

Dün olduğu gibi bugün de değişen pek bir şey yok. Dünyanın bir yerinde savaş çıkıyor, başka bir yerinde ayaklanmalar yaşanıyor, bir başka yerde toplumlar birbirine karşı kışkırtılıyor. Olan yine sıradan insanlara oluyor.

Bütün bu oyunlar insanların üzerine oynanıyor. Sonuçta insanlar kandırılıyor, korkutuluyor ve çoğu zaman kendi elleriyle geleceklerini karartıyor.

Bugün savaşı bir kenara bıraksak bile, yaşanan birçok kargaşanın ve kaosun arkasında yine aynı nedenleri görüyoruz: Menfaat, güç mücadelesi yani koltuk kaybetme korkusu ve yalan…