Yükleniyor
Tekirdağ Yükleniyor...

PAPA’YA GİDELİM – Hakan Türksoy

05 Haziran 2026 Güncel
05 Haz 2026 11:09

PAPA’YA GİDELİM – Hakan Türksoy

Kurban Bayramı öncesi artan bıçak bileme talebi üzerine bizim bıçakçı benden eski gazete istemişti.

Ben de baskı hatası ya da başka bir nedenle geri dönüşüm için ayırdığımız eski gazetelerden bir demet verdim.

Bilediği bıçaklara sardığı gazete sayfası merkeze çok yakın köylerden birinin kahvesine gitmiş.

Buruşuk gazete sayfasındaki “Papazın Laneti” başlıklı yazımı okuyan yaşlı dayılardan biri, kahvedekilere “Ben çocukken bu efsaneyi dedemden duymuştum. Dedem de kendi dedesinden duymuş” diyerek Süleymanpaşa’ya gelip bir şekilde beni buldu. Hemen konuyu açtı.

Ben de:”Öyle söylüyorlar ama sonuçta bu bir efsane. Peki siz böyle şeylere, yani büyüye, lanete falan inanıyor musunuz?” dedim.

Başladı anlatmaya: “İnanıyorum tabii. Hele bu büyü ve lanet bir papaz tarafından yapılmışsa vay halimize.” Deyince ben de güldüm. “Neden gülüyorsun?” dedi. “Halimize gülüyorum” dedim.

“Ne varmış halimizde?” dedi. “Siz vay halimize dediğiniz için ben de öyle dedim.”

“Bak kardeşim” dedi. “Yazını okudum. Papazın ‘Denizde balığınız, ağaçlarda kirazınız kalmasın. Aranızdan cinler, şeytanlar eksik olmasın’ dediği yer var ya! İşte burası zurnanın zırt dediği yer.”

“Beni şimdi iyi dinle! Seksen yıldır burada yaşıyorum. Ne zaman merkeze insem bir cin ya da şeytanla karşılaşıyorum.”

Sonra biraz sesini alçaltıp devam etti:

“Bunlar genelde potansiyel cin ve şeytan olarak dışarıdan geliyorlar. Trakya insanını, özellikle Tekirdağ halkını mülayim görünce burada kalıp zamanla gerçek cin ve şeytana dönüşüyorlar.”

Onlara benzemek isteyenler de oluyor tabii. “Bak adam seksene merdiven dayamış, hâlâ görev beklediği için imza vermiyor” dedi. Ardından sözü yine lanete getirdi:

“Yıllardır neden burada toplandıklarını merak ediyor, anason kokusundan şüpheleniyordum. Anason kokusu gitti, cinler gitmedi.”

Bir süre düşündü.

“Bak yakında Kiraz Festivali başlayacak ama kirazlar dışarıdan gelecek. Bu lanetin hemen kalkması lazım. Nasıl kalkar onu bilmiyorum. Gerekiyorsa Vatikan’a, Papa’ya gidelim.”

Ne yalan söyleyeyim, şok oldum(!) Ben böyle şeylere hayatım boyunca inanmadım. Fakat bu ağabeyimiz inanmış, hatta kendini iyice kaptırmıştı.

Bir de anlatırken öyle ciddi, öyle kararlı bir bakışı vardı ki gülmemek için kendimi zor tuttum.

Sonunda güldüm tabii. Gülmez olaydım… Çok bozuldu, hatta biraz da kızdı.

Tam o sırada başka biri bana merhaba dedi. Merhaba diyen kişi eliyle hafifçe “Boş ver” anlamında bir işaret yaptı. İşte o zaman ağabeyimizin bazı sorunlar yaşıyor olabileceğini düşündüm. Hemen telefonumu çıkardım. “Kusura bakma, beni aramışlar” deyip rehberden tanıdık birini bulup aradım. Telefon çalarken de “İyi günler” deyip karşı kaldırıma geçtim.

Arkama baktığımda hâlâ bana baktığını fark ettim. Ne yalan söyleyeyim, içim biraz ürperdi(!)

Kendi kendime:”Papazı bulmaya az kaldı. Sana ne lanetinden?” dedim.

Sonra da bir daha böyle konular yazmamaya karar verdim. En azından Papa’yla görüşene kadar(!)

Ya da kim bilir…Belki de Papa da beni bekliyordur(!)