AYDIN BOYSAN

Tekirdağ Estemed Kusursuz Bir Cilt İçin
İbrahim BİRELMA
AYDIN BOYSAN
10.01.2018


      Aydın Boysan, 17.6.1921de öğretmen Nevreste Hanım ile muhasebeci Esat Boysan’ın oğlu olarak İstanbul’da doğdu. Pertevniyal Lisesi’ni 1939’da, Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nden 1945’de mezun oldu. 1949’da Suzan Değer ile evlendi, 1954’de oğlu Burak doğdu. 1954 yılında TMMOB Mimarlar Odası’nın kurucu yönetim kurulu üyesi ve ilk genel sekreteri oldu. 1961’de İstanbul Mimarlar Odası’nın şube başkanlığını üstlendi. 1957-72 döneminde İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ders verdi. 1945-2000 döneminde spor salonlarından, büyük endüstri tesislerine kadar pek çok yapıt gerçekleştirdi. Ulusal ve uluslararası mimarlık yarışmalarında ödüller kazandı. 1982-92 döneminde Hürriyet’te on yıl, Akşam’da üç yıl köşe yazarlığı yaptı.

      5 Ocak 2018’de, 97 yaşında vefat eden Boysan’ı bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak anmak istiyoruz.

     -Göçen dostları, tıpkı ateşi küller gibi, sevgiye gömmeli ara sıra da açıp yüzünü görmelidir.

     -Gidenleri sevgimize gömdük, kalanlara bir çift sözüm var: “Gitmeye acelemiz yoktur”

     -Karmaşık gözüken ömrümden çıkardığım en önemli ders şudur: öğrendim ki hiçbir iş için, hiçbir zaman ve yaşta geç kalınmış değildir. Akla ne konabiliyorsa, başlamak gerekir. Benim gazete yazılarına başlamam 61 yaşında gerçekleşti. İlk kitabım 63 yaşındayken çıktı. Yabancı dili 35 yaşından sonra öğrendim. T.V. programlarına 60 yaşından sonra başladım. Önemli mimarlık eserlerimi 45-80 yaşlar arasında verdim.

     -Unutmayalım ki, insan olarak onurumuz, bizim öleceğimize göre değil, hiiiç ama hiç ölmeyeceğimize göre yaşamamızı ve çalışmamızı vicdan borcumuza dönüştürmüştür.

     - Geçmişimden kopamam. Geçmişinden kopan, zaten ölmüş demektir. İsterse yalnız ruhsal olarak olsun. Geleceğinden kopan da zaten ölmüş demektir. Üç zamanı birlikte yaşayabilmek, yalnız insanlara özgü bir ayrıcalık.

     -İnsan kendisiyle alay edebilen, hatta kendisini aşağılayabilen tel yaratıktır.

     -İnsan, dünyada öleceğini de kavrayabilen, algılayabilen tek yaratıktır.

     -Mutluluktan önce, gönül huzuru istenmeli. Esas olan huzurlu olabilme duygusuna kavuşabilmek. Çünkü huzur kendisiyle barışık bir insanın ruh sağlığı ve yürek gücünden kaynaklanıyor. Huzuru kendi içinde bulamayan insanın, onu başka yerlerde aramasından daha saçma bir iş olamaz.

     -Ömrümün önemli bir bölümü, masa başında geçti.. Bu masaların üstünde, ya kalem-kağıt ve cetvel bulunurdu, ya da şişe ve kadeh. Ya yazdım, ya çizdim ya da demlendim.

     -İnsan olarak da mimar olarak da onurlu görevimiz, öleceğimize göre değil, hiç ama hiç ölmeyeceğimize göre yaşamak ve çalışmaktır.

     -Mal sahiplerinin kendilerine doğru iş yapanlara vefa göstermesi diye bir hadiseyi ben yaşamadım. Hiç olmadı bu iş. O anda akıllarına ne gelirse, en basit şekliyle onu yürütmeye kalktılar.

     -Gazetecilik dünyanın en zevkli mesleklerinden biri. Her sabah yenilik var. Dünyayı, geçmişi ve geleceği ile birlikte kavrama olanağının kapılarını açıyor. Elbet bu olanak, o kafanın anlama ve kavrama gücü oranında  yararlı olabiliyor. Gazeteler bütün dünyada, hayranlık uyandıracak kadar canlı kuruluşlar. Sürekli olarak! Gazetecilerin insanları sürekli uyarmak ve uyandırmak olası görevi, olağanüstü önemlidir ve saygıya değer. Görevin bu yanı unutulamaz.

     -Çevremizdeki, kitaplardaki bilgi hazinesinin, soğuk ve yenmez yutulmaz şeyler olduğunu sanıyoruz. Değil öyle.. Çiğnemesini bilmedikçe hiçbir şeyin tadı alınamıyor. “insan bilmecesi” temel bilimler olmadan çözülemiyor. Önemli olan, gözle görülenlerin arkasında neler olduğu.. Onları anlamadıkça, gözle gördüklerimiz de, kulakla duyduklarımız da, beyin içinde yankılanmıyor. Öyleyse bilgi toplanıp, yoğrulacak. Yaşayış, topyekûn.. Başı belli değil, sonu bilinmiyor. Öyleyse yaşayışın ne denli derinlerini görmeye çabalarsak, ömrümüzü de o oranda az ziyan etmiş olacağız.

     -Biz bir ülkede, dünya ölçüsünde bilim ve kültür uygarlığı düzeyine çıkılamadıkça, o ülkenin bir adım ileri gidemeyeceğini biliriz. Kültürün geri kalıp, konforun artmasının insanları ileri değil, geri götürdüğünü biliriz.

     -Şehirler, toplumların çehresidir. Toplumun uygarlıklarını yansıtıyorlar. İyi ya da kötü.. Güzel veya çirkin

     -Yaşamayı bilmek, nasıl yaşanması gerektiğini öğrenmek için çırpınmak borcumuz. Yaşayışı çoook, çok ciddiye almak zorundayız. Yaşamak bize verilmiş bir görev. Kısacası, biz yaşama görevlileriyiz. Kaçmak veya savsaklamak hakkımız olamaz. Yaşama görevimizi hakkıyla yapmak zorundayız. Yaşamayı ne kadar iyi öğrenirsek, zevkine de o kadar çok varacağız. Hayatın yalnız tatlı yanlarından hoşlanıp da acı yanlarının yükünü sırtlanmaktan kaçmaya çalışmak düpedüz anaforculuk. Yaşamak bir bütün. Her anıyla birlikte. . (Aydın Boysan, Yaşama Sevinci, Bilgi Yayınevi, Birinci Basım, Mayıs 1997 – Hayat Tatlı Zehir, “Aydın Boysan Kitabı”, Söyleşi; Ümit Bayazoğlu-24.4.1953 Tekirdağ / Malkara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İkinci Baskı, Şubat 2007)

                                                                                                                                                                                           10.1.2018

facebooktwitterrsssanalbasin.com üyesidir
online alışveris

59.COM.TR ve alt sayfalarında gezdiğinizde kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız. Sitede yer alan her türlü yazılı ve görsel materyalin kaynak belirtmeden izinsiz kopyalanması ve kullanılması 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur. Her Hakkı Saklıdır. © 2015