KÜÇÜK KADINLAR - ÇOCUK ANNELER CANIMIZI YAKMAYA DEVAM EDİYORLAR

Size Özel Yeni Model Otantik - Özel Tasarım Takılar ve Aksesuarlar, kolye küpe bileklik modelleri en uygun takı fiyatları
Cahide Ulaş
KÜÇÜK KADINLAR - ÇOCUK ANNELER
13.02.2018


         Ne yazık ki; hemen hemen her gün gündeme taşınan konular; çocuk gelinler, küçük kadınlar ve çocuk anneler!..

        Nasıl yanmaz ki içimiz bu olayları her gün duyduğumuzda! Hepsi bizim çocuklarımız ve daha çocukluklarını yaşamadan, bilinçlenip hayatı öğrenmeden, eğitim ve öğretimleri hiç düşünülmeden, küçücük bedenleri ile yaşayacaklarına nasıl direnecekleri öğretilmeden nasıl mahkum edilir böyle bir hayata anlamak mümkün değil!

       Çocuk gelinler son yıllarda gündeme çok fazla gelmeye başladı. Aslında önlemler de alınıyor ama bir türlü önlenemiyor nedense.

       Sebebi eğitim ve çevre ile yaşam şartları mı? Bunları düzeltmek için neler yapıyoruz? Ya da yapılanlar yeterli değil veya uygulamada mı yetersiz kalınıyor?

      İşte bu soruların cevaplarını bulmak zorundayız ki; daha sıkı önlemler alalım ve çocuklarımıza yazık olmasın ve çocukluklarını yaşasınlar.

       Son olarak bir hastanede yüzden fala çocuğun doğum yaptığı ve bunların kayıt edilmediği ortaya çıktığında hepimiz şaşkına döndük, içimiz acıdı ve isyan ettik!

       Peki; alınan tüm önlemlere rağmen bu noktaya nasıl gelebiliyoruz? 
       Her insanın dünyaya geliş nedeni ve neticesi olmalı. Her insan yaşadığı ortama göre eğitim alır. İnsanın ömrü sürecinde öğrenimini düşünürken genetik yapısını bir kenara koymamız gerekir. Öğrenimin kalıtımdan ayrı irdelenmesi gerekir.

        Öğrenim dediğimiz zaman evde, ailede kazanılan öğrenimlerin yanında, yaşanan toplum içinden edinilen bazı davranışlar, alışkanlıklar, hatta huy diyebileceğimiz davranışları da sayabiliriz.

        Çocuklukta yaşanan çevre, okulda geçirilen zaman ve öğretilerin bir insan davranışlarına nasıl etki ettiğini hepimiz biliriz. Sadece bilmek de yetmeyebilir. Toplumu yönlendirmek istiyorsanız, bireylerin genetik kalıtım haritaları dışında eğitimlerine eğilmenin çok doğru bir karar olması gerekir.  
          Eğitimsiz insanların davranışları ile eğitilmiş insanların davranışları arasında çok büyük farklılık vardır. Eğitim çocuk yaşta aile içinde başladığı için önce aileyi,  sonra  eğitmenlerin eğitimi ile devam edip, daha sonra çocuklara yönelmek en doğru yol olsa gerek. Bu eğitimi alanların toplumla uyum sağlama yüzdesi fazladır.

          Toplumsal alışkanlıklardan olsa gerek, öğrenme merakımız kimi yerde azdır. Hatta önemli konuları öğrenmeye merakımız yoktur. Aslında her konuda bilgi almak, aldığımız bilgiyi de doğru özümlemek gerekir. Yüzeysel bilgi en yanlış olanıdır. Hiç bir ferde yararı yoktur. Yararı olmamasını bir kenara bırakın, insana ve topluma çok zararlıdır.  
          Bildiğiniz bir konuyu iyi bilmeniz gerekir. Eksik bilgi veya yanlış bilgi bizi hata yapmaya yönlendirir. Çocukluğumuzda meraklarımızın içinde kendi cinselliğimizi idrak ettikten sonra sorduğumuz birçok soruya büyüklerimizden ‘’ Günah ‘’ veya ‘’Ayıp’’ diye tabu konulmasına pek itiraz edemezdik. Tek kelime, her konuyu bastırırdı. ‘’GÜNAH‘’ bunun neresinde?   
           Genç kızların ve genç erkeklerin her konuyu bilmelerinde yararlıdır. Çocukları boş zamanlarda leyleklerin evlere dağıtmadığını kızların bilmeleri gerekir. Ergenlik çağına yakın kız çocuğu olan annelerin evlatlarını çok iyi eğitmesi şarttır.

           Bazı yörelerde kız çocuklarının çok genç yaşta ergenliğe eriştiği bir hakikattir. Bu dönemde annelerin evlatlarını eğitmesi, hatta okulda öğretmenlerin bile bu eğitime katılmaları, kız çocukları için yapılacak en doğru kazanım olduğuna inanırım.  
          Görüyoruz ki; yılda binlerce kız çocuğu daha çocuk yaşta cinsel istismara uğramakta ve çocuk olarak yaşaması gerekirken, kendi çocuğunu kucağına alması toplumsal bir hatadır.

           On binlerce çocuğun 18 yaş altı döneminde hamile kalıp çocuk doğurması sadece aile hatası değil, devlet tarafından alınan önlemlerin de yetersiz kalmasından kaynaklandığını, bu konuda çalışmalar yapılmasına önlemler alınmasına rağmen bu olayların önlenemediğini görüyoruz.

          Sınır kapılarımızdan içeriye aldığımız milyonlarca güney komşu mültecileri ile bu vakaların katlanarak arttığı kayıtlardaki rakamlardan anlaşılmakta.  Bunlar kayıtlı  olanlar. 2002 yılından 2018 senesine kadar 400 bin den fazla çocuk, doğum yaptığını kayıtlar söylemekte.  
          Kayıtlarda bulunmayan 16 yaş ve altında yani çocuk yaşta çocuk doğuranların sayısı maalesef bilinmemektedir. Tahmin edilen rakam 100 bin.  

           Son 10 senede 220 bin adet hamile kalıp çocuk doğuran küçük kadınların,16 yaş  altında olduğu da bir gerçektir. Son beş sene içinde 16 yaşında doğum yapan çocukların sayısı, toplamın içinde %67 yi bulmaktadır. Bu çok yüksek rakam karşısında sadece bizlerin değil, Devletin en üst makamından tutunda, en alt makamına kadar herkesin sorumluluğu vardır.

 

           ŞANLI ORDUMUZ VE MEHMETÇİĞİMİZ ZAFERLERLE DÖNECEK İNŞALLAH

            Son zamanlarda gündem çok yoğun ve güneydoğuda savaşan kahraman ordumuza ve Mehmetçiklerimize bir şey olmasın diye dua ediyor ve her dakika onlardan haber almak için yanıp tutuşarak dua ediyoruz.

           İnşallah zaferlerine zafer, kahramanlıklarına kahramanlıklar ekleyecekler ve destanlar yazmaya devam ederek hepsi geri dönecekler.

         Millet olarak tek yürek olduk ve ordumuzun ve Mehmetçiğimizin yanında ve arkasındayız. Vatanımızın birliği bütünlüğü ve kan ile çizilmiş olan sınırlarımızın korunması için savaşan Şanlı Ordumuzun, Mehmetçiklerimizin Allah yardımcısı olsun!

        Bu bizim çok hassas bir gerçeğimiz ve çok önemli zamanlardan geçiyoruz. Fakat Güneydoğuda yaşanan sınır ötesi olaylara hassasiyetimizin olması, son aylarda topluma yansıyan çocuk yaştaki kızlarımızın, çocuk gelinlerin, çocuk annelerin ve cinsel istismarların göz ardı edilmesi gibi bir durum söz konusu bile olamaz! 
        Millet olmanın bilinci ve sorumluluğu ile bu konuların da gündeme gelmesi, tartışılması ve gerekenin yapılması çok önemlidir.

 

        HAYAT BİR KOŞTURMACA SANKİ HEPİMİZ KOŞUŞTURUP DURUYORUZ

        Bu hikaye sanki bize bizi anlatıyor. Yani günümüz insanının nasıl bir koşuşturma içinde hayatta yaşaması gerekenleri nasıl kaçırdığını anlatıyor. Koşuşturmalarımıza ara verip okuyalım. Hepimize iyi gelecek.

     “ O mahallede Garip Dede diye bilinirdi. İstanbul Kasımpaşa taraflarında yaşardı. Garip Dede’nin garipliklerinden dolayı ona bu isim verilmişti. Hiç ummadığınız bir anda kapı çalar: “Çöpünüz varsa alabilir miyim” diye sorar. Aldığı çöpün önce içini güzelce çöpe boşaltır. Yenebilecek yemek artıkları varsa güzelce kendi getirdiği kaba kor ve köpeklere, kedilere verirdi.

        Yine gelir : “Atılacak eşyanız var mı, ben atayım “ der ve sizin atmak istediğiniz ikinci el eşyaları alır, götürür çöpe atmaz kullanılacak durumda ise mutlaka ihtiyacı olan birine verir. Kırılacak ağaç eşya ise onları kırar, ya soba yakanlara verir ya da odun fırınına götürür : “sen yak bunları bana da ekmek ver” derdi. 

        Fazlaca konuşmayı sevmezdi. Para da istemezdi. Siz o görmeden cebine atarsanız eğer o zaman bir şey demez ya kendi kullanır ya da yine ihtiyaç sahiplerine verirdi.

        Garip Dede yine bir gün koşarak gidiyordu. Sanırsınız ya biri kovalıyor ya da bir yere yetişecek. O kadar hızlı gidiyor ve elinde de bir tepsi var, üzeri örtülü bir tabak taşıyor.  Tam koşarken mahallenin varlıklı ailelerinden işadamı Remzi Bey ile karşılaşıverdiler. Daha doğrusu karşılaştılar mı o mu karşılaşmak istedi o ayrı bir konu. Garip Dede, Remzi Bey’i karşısında görünce birden zınk diye durdu: “ Koşuyorum, koşuyorum yetişemedim. Sen yetiştin mi bari? “ Remzi Bey, Garip Dede’nin bu sözüne bir anlam veremedi: “ Neye Garip Dede? Neye yetişemedim mi? “

      “Evladım, her kime sorsam, nasılsın diye işte koşturuyoruz Garip Dede diyorlar. İşlerin nasıl diyorum, koşturuyoruz, diyorlar, hayatın nasıl gidiyor diyorum, koşturmaca diyorlar… Ailesini soruyorum çoluğun çocuğun nasıl diyorum, koşturup duruyorlar, diyorlar. Allah Allah demek ki koşturmak iyi bir şey ki ben de koşayım dedim.

       79 yaşındayım ve bu yaşıma kadar koşturmadım. Bir de koşturayım dedim. Şu sokaktan bir koştum. Esnafa selam veremedim, köpeklerin rızkını dağıtamadım. Koşturma telaşından Allah’ı zikredemedim. Etrafa güzel huzurlu bir nefes alıp –veremedim.  Kısaca koşturmakta bir fayda göremedim. Huzurlu anımı yaşayamadım. Sen yılların tüccarısın. Yıllardır koşturuyorsun. Sana soruyorum. Sen bu hayatın boyunca koşturmada ne buldun? Koşarken hayatı da aynı anda nasıl yaşayabildin?  Allah aşkına şu işin sırrını bana da söylesene. Bu yaşıma geldim ben bulamadım. Ne olur bu sırrı bana söyle. “

       Remzi Bey, verilen mesajı anlamıştı. Evet, yıllardır o ülke senin bu ülke benim koşturup durdu. Ünlü ve başarılı bir tüccardı. Ama ne çocuklarının büyüdüğünü görebildi. Ne annesinin cenazesine yetişebildi. Ne de dostlarının mutlu gününde yanında olabildi. Ya çelenk gönderdi, ya katılamayacağım diye tebrik telgrafı gönderdi. Ya da şoförüyle hediyeler gönderdi. Ama hiçbir zaman anı yaşayamadı.

        İşte bunu hatırlatmıştı Garip Dede.   Ve o gün niyet etti, önce dua ile başladı işe : “ Allah’ım ne olur anı yaşayabilmem için bana yardım et, yol göster. “

        Her sabah dünya yeniden kurtulur! Her sabah şartlar yeniden oluşur! Her gece kader ihtimallerini yeniden düzenler! Dün olmayan bugün olabilir hale gelir, bugün olabilen yarın olamayabilir. Her gün ihtimallere ‘yoklama çekmek’ gerekir!

         Koşuşturmalarımız olacaktır bu hayat şartlarında fakat bu koşuşturmalar arasında bu günü ve anı yaşamak için, her gün bizlere sunulan ihtimallere yoklama çekmek için de zamanımız olmalı..

 

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği…

 

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

 

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

 

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

 

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

 

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

 

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

                                                                                              Ataol Behramoğlu

Yaşamımda edindiğim en büyük bilgi şudur; Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene, hiç kimse yardım etmez…
                                                                                                                                                                                  Pestalozzi

 

facebooktwitterrsssanalbasin.com üyesidir
online alışveris

59.COM.TR ve alt sayfalarında gezdiğinizde kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız. Sitede yer alan her türlü yazılı ve görsel materyalin kaynak belirtmeden izinsiz kopyalanması ve kullanılması 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur. Her Hakkı Saklıdır. © 2015