5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ‘NDE Suçlu, Ayağa Kalk Tekirdağ Köşe Yazarı Boyaynası

Tekpara GPR RADAR El Yapımı Alan Tarama Dedektörleri - Metal Dedektörü - Altın Arama Çubukları Fiyatları - Rezistivite Cihazı Modelleri Dedektör Dünyası
MUSTAFA ÇETİN - BOYAYNASI-
5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ'NDE
06.06.2015


Suçlu, Ayağa Kalk!

Mahkeme Başkanı, bir kartalınki kadar sert, etkileyici bakışlarını salondakilerin üzerinde gezdirdi. Kimseden çıt çıkmıyordu. Hakimin her saniye değişen yüzüne bakanın, tüm vücudunu bir ürperti kaplıyordu.

İddia makamında oturan Dünya, dudaklarını kemiriyordu ve tiki gitgide sıklaşmaktaydı. Gözü, sanık sandalyesinde oturana çivilenmişti.

Başkan, Davudi sesiyle, "Oturumu açıyorum... Söz sizin sayın savcı" dedi.

Dünya, sanki bu seslenişi bekliyordu ki, zembereği boşanmışcasına doğruldu ve iki  elini kürsüye dayadı. "Sayın başkan, sayın üyeler..." hitabından sonra konuşmasını sürdürdü:

"Şu, sandalyede oturmakta olan, yüzüne masum bir çocuk maskesi takmış, sanki zerre suçu günahı bulunmuyormuş tavrıyla kendine acındırmak isteyen İNSANOĞLU'nu lütfen dış görünüşüyle değerlendirmeyin... Keşke yüzündeki o maskeyi tırnaklarımla milim milim kazıyıp gerçek çehresinin korkunçluğunu görmenizi sağlayabilsem. Ama buna, ne yetkim var ne de mizacım elverir.

Onun tıyneti, yaptıklarıyla anlaşılmaktadır.O bencildir; beş paralık çıkarı için yakar yıkar, kırar döker... O haindir; kendisine sunulan, emanet edilen tertemiz, güzelim dünya nimetlerinin değerini bilmeyip hovardaca talanla emanete ihanet edecek kadar... O günübirlik yaşar; geleceğinin ne olacağına, sebep-sonuç ilişkilerine kafa yoramayacak kadar.

O, evet o... Gafilin gafilidir; yaratılmışların en üstünü olmakla nitelendirilişinden, Allah'ın bu lütfuyla  onurlandırıldığından habersiz olacak kadar. O, kendisini aşağıların en aşağısına layık gören; güzellikleri, doğruları, iyilikleri hazmedemeyen bir mahluktur."

Dünya, bir an durakladı. Oldukça yorgun görünüyordu. Nefesi tükenmişti de tekrar güç topluyor gibiydi. Sanığa baktı... Başı göğsüne yapışık, kımıldamadan oturuyordu insanoğlu.

"Sayın başkan. Söyleyeceklerime günler, aylar yetmez. Yazmaya kalkışsam, ciltler almaz... Ben sözü tanıklara bırakıyorum. Teşekkür ederim" dedi ve yerine oturdu.

                                                                      * * * * * * * * *

Sanığın arkasında, salonu dolduranların hepsi tanık durumundaydı. Salonda bir dalgalanma oldu. Yükselen mırıltılar, fısıltılar daha sonra bağırışmalara, "Kahrolasıca... İnsafsız, vicdansız, lanet insanoğlu..!" benzeri  nefret haykırışlarına dönüştü. Başkanın uyarısıyla gürültüler, bıçakla kesilmiş gibi durdu.  Görevlinin, "Deniz, tanık kürsüsüne..." çağrısına uyan deniz, kürsüye geldi. Yüzü, giysileri kir-pas içindeydi. Görünüşünden sıkıldığı belliydi. Üstünü, elleriyle temizleme çabasındaydı.

Başkan, "Sanık hakkında söyleyeceklerin nedir?" dedi. Deniz, bir an sanığa baktı. "Ne söyleyebilirim, Hakim Bey" dedi ve devam etti: "Perişan durumumu görüyorsunuz. Şu an sizlerden utanıyorum karşınıza böyle çıktığım için. Ama, elimden bir şey gelmiyor. Arınmak bir yana, gün gün daha beter duruma geliyorum...

Karşınızda oturan fabrika sahibi, parasına kıyıp arıtma tesisi yaptırmadı. Olan ise, masraf diye çalıştırmadı. Onca atığı, pisliği, zehiri insafsızca üzerime boşalttı... Şu barış düşmanı, gözünü toprak doyurasıca, komşu ülke topraklarında gözü olan başbelası adam, milyonlarca ton ham petrolle beni mahvetti. Sinemde barınan, yaşayan dostlarımı katletti.

O insan, yedi içti, pisliğini kanalizasyonla doğrudan bana saldı. Gözleri dinlendiren,  gönüllere serinlik veren, ruhları okşayan maviliğimi ben de arıyorum. Gelin görün ki, o güzel günler geçmişte kaldı. Kısasa kısas istiyorum, Hakim Bey... Cezasını çeksin insanoğlu!" dedi ve yerine geçti.

                                                                          * * * * * * * * *

Tanık kürsüsüne gelen Orman, feci durumdaydı. Üstü yırtık-sökük, saçları yolunmuş, dişleri dökülmüş, elleri tir tir titriyordu. Yüzü yara-bere içindeydi. Başına gelenleri yana yakıla anlattı. Onu takiben Hava geldi kürsüye, köh köh öksürüklerle boğulurcasına. Anlattıklarına, delik deşik Ozon tabakasını şahit gösterdi.

Kıraçlaşmış Toprak, çöplük haline gelen Bağ, mikrop yuvası İçmesuyu, kurumak üzere olan Pınar,hormonla tadı ve şekli değişmiş Sebze Meyveler resm-i geçidi, günlerce sürdü.

Mahkeme Başkanı, "Başka tanık yoksa, sanığa söz vermek istiyorum" dedi. Sözünü henüz bitirmişti ki, tanık sandalyeleri arasından yürekleri parçalayan bir ağlama sesi yükseldi. Tüm bakışlar o sesin sahibini arıyordu. Emekleyerek bir bebek, sanık sandalyesinin önüne geldi ve yere oturdu. Yumuk yumuk, minicik elleriyle gözlerini oğuşturuyor, içini çekerek hıçkırıyordu.

                                                                              * * * * * * * * *

"Ben, sevgi istiyorum" diyerek, titreyen sesiyle konuşmaya başladı. Onu görmek için biri kalkıyor, diğeri oturuyordu. Sözlerini sürdürdü: "Ben, tertemiz dünya istiyorum... Temiz hava solumak istiyorum... Sağlıklı büyümek istiyorum. Radyasyonla, hormonla hastalanmak istemiyorum. Benim suçum, benim günahım ne?.. Ben bir çiçeğim. Bana 'işte yaşayacağın dünya burası' denilerek sunulan, böylesi ortama layık değilim... Kurtarın beni n'olur, n'olur!"

Bebeğin hıçkırık ve yalvarışları mahkeme başkanı, üyeler, savcı ve tanıkları duygulandırmıştı. Yürekleri parçalanmış, çoğunun gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Sanık sandalyesindeki adam,aniden kalktı ve ağlamakta olan bebeği tutup yavaşça yerden aldı, gidip sandalyesine oturdu. Kucağında bağrına bastığı bebek sakinleşmişti. Suskun, şaşkın bakışlarla adamın yüzüne bakıyordu. Elini uzatıp yüzüne dokunduğunda parmakları buz kesmiş, elini çekivermişti.

                                                                      * * * * * * * * *

Kucağında bebek, sandalyeden doğrulan sanık, günlerdir eğik duran başını ilk defa kaldırdı ve başkana baktı. "Sayın hakimler, sayın savcı, sayın tanıklar" dedi, bakışlarını çevresinde gezdirerek. Göz pınarlarında birer damla yaş ışıldamaktaydı. Bu iki damla, mahvettiği Dünyanın ilk günkü güzelliğini, pırıltısını, temizliğini yansıtıyordu. Pişmanlıklarında, konuşmasını sürdürdü:

"Ben suçluyum... Tanıkların, gerçekte davacıların söyledikleri tamamen doğrudur. Hatta her şeyi söyleyemediler. Evet... Ben bencilim, ben vicdansızım, ben değerimden habersizim. Ben, bana sununlan nimetlerin kıymetini bilemedim. Serseri bir mirasyedi zihniyetiyle davrandım. Ben, kendini akıllı sanan aptalın tekiyim!.. Dünyada ne kadar aşağılayıcı, yerin dibine geçirici nitelendirme varsa, hepsine müstehakım.

Ben, kendimin düşmanıyım... Sakın ola ki, bu sözlerim sizde bana merhamet hissi uyandırmasın. Ben zalimim çünkü. Zalime de  ceza yaraşır ancak... Şu an, ellerim, ayaklarım, beynim, ruhum, tüm varlığım, beni yiyip bitirmekte. İşkencelerin en ağırını çekiyorum. Kucağımdaki şu masum, canımdan can yavrumun feryadı beni kendime getirdi. Sorumluluğumu, daha doğrusu sorumsuzluğumu idrak ettim.

Belki sizin cezanız yeterli gelmez. Bırakınız kendi cezamı, kendim vereyim. İzin verin, kararımı kendim keseyim; kalemi şu suçlu ellerimle kırayım... Beni, yakıp yıktığım, kirlettiğim, kırıp döktüğüm, değerini bilemeyip insafsızca mahvettiğim çevreye salın. Ömrümün sonuna kadar, yaptıklarımın karşılığını göreyim.

Pisliklerde çırpınayım, toz dumanda boğulayım. Mikroplar, zehirlerle eriyip tükeneyim... O zaman, şu bedenim aslına döner de, sadık yar karatoprağın bağrında belki göreceği affın utancıyla lime lime, molekül molekül cehennem ateşinde yanarak günahlardan arınır!"

                                                                      * * * * * * * * * 

Salonun sessizliğinde, sinek uçsa duyulurdu. Adam, kucağındaki bebeğin boncuk mavisi güzel gözlerine sevgiyle bakarak, ipek saçlarını şefkatle okşadı. Gül pembesi yanağından öperken, "Affet beni yavrum... Atalarımızdan armağan güzelim dünyayı sana enkaz olarak bırakıyorum... Affet beni" dedi.

Savcı kürsüsüne doğru ağır adımlarla yürüdü. Bebeği son defa bağrına bastı ve tekrar her iki yanağından öpüp, özenle Dünyanın kollarına bıraktı. Salondakilere döndü, bir süre özür diler gibi hüzünlü baktı... Omuzları çökmüş, başı önünde, gözleri yaşlı, tanıklar arasından ayaklarını sürürcesine yürüyerek, kapıdan çıkıp gitti.       

facebooktwitterrsssanalbasin.com üyesidir
online alışveris

59.COM.TR ve alt sayfalarında gezdiğinizde kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız. Sitede yer alan her türlü yazılı ve görsel materyalin kaynak belirtmeden izinsiz kopyalanması ve kullanılması 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur. Her Hakkı Saklıdır. © 2015